Geçenlerde, hazır konu gündemdeyken tarihin ne zaman başladığı hususunda biraz kafa yormak istedim.

“Tarih ne zaman başlar?” diye sordum kendime.

Sonra, aklıma daha “can alıcı” bulduğum bir soru geldi. Ne de olsa geçmişte olan olmuş, yaşanan yaşanmıştı! Pek çok görüş, doktrin, ideoloii, tarihin tekerleğinin asla geriye doğru yürümeyeceğini söylerdi. Ben de bunlardan hareketle, kendime sordum:

“Tarih ne zaman biter?”

19 Mayıs 1919’un başlangıç noktası olup olmadığı tartışmalarının sürdüğü bu günlerde, o gün başlayan tarihi yaşamakta olan bizler için bu soru önemliydi.

* * *

Yanıt ararken aklıma gelen, öncelikle herkesi, her yeri kapsayan “tek tarih” bulunduğuna inanmanın mümkün olmadığıydı.

Her ülkenin kendine özgü “tarihleri” vardı…

Ülkeler bazen birden fazla tarihi bir arada yaşayabiliyor, eskinin bitişine, yenilerinin başlangıcına tanıklık edebiliyorlardı..

Örneğin, Çarlık Rusyası’nın tarihi sona ererken Bolşevikliğin tarihi başlıyordu.

Osmanlı tarihinin bitişi, Türkiye Cumhuriyeti ile başlayan yeni dönemi oluşturabiliyordu.

Bu, İngiltere, Amerika gibi “başlangıcından beri tarihi değişmez görünen” ülkeler için de geçerliydi. Üzerinde güneş batmadığı savlanan İngiltere adasına çekilmeye zorlanabiliyor, ABD iç savaşlarını yaşayıp düzenini değiştirebiliyordu.

Zaten yaşanan tarihsel ve toplumsal koşulların değişmesi, “başlayan” her zaman dilimini bitirebilirdi. Siyasal rejimler, yönetim biçimleri alt-üst olabilirdi.

Devrimlerle, toplumsal değişim-dönüşümlerle “yeni tarih” yaratmak isteyen toplumsal kesimler, sınıflar, siyasal oluşumlar, zümreler, gruplar olduğu kadar, “eski tarihi” koruyup kollamak ve aynı biçimiyle devam ettirmek isteyenler de bulunuyordu.

Bitiş ve başlangıç, kazananın kim olduğuna bağlıydı.

Türkiye’de de yeni tarihin başlangıcı ile eskisinin bitişi birbirine geçmiş bir dönemin ürünüydü.

İçinde bulunduğumuz coğrafya’da, yurttaşı olduğumuz ülkede, -başlayıp bitmiş çok daha eskileri bulunsa bile- aidiyetlerimiz itibarıyla bizi ilgilendiren “iki tarih” söz konusuydu..

Osmanlı imparatorluğu’nun birkaç yüzyılı kapsayan bir çöküş süreci sonunda noktalanan tarihi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin işgalci düşmana ve onunla birlikte davranan merkezi Osmanlı hükümetine karşı kurtuluş hareketinin ilk adımının 19 Mayıs’la simgeleştiği tarih.

Bugün, iç gelişmelerini, değişimlerini doğru ya da yanlışlarını yüz yıla yakın zamandır sürdürmekte olsa da, barındırdığı unsurların çatışmaları ve çakışmalarıyla yaşamakta olduğumuz tarih.

19 Mayıs 1919’da başlayan Ulusal Kurtuluş savaşı sonrası yeni tarih eskisini bitirmişti. Eskisinin tüm direnişlerine, başka ülkelerle işbirliği arzularına, “dışarının” yardım çabalarına karşın kazanmıştı. Bundan böyle ülkemiz için yeni bir tarih başladığını itiraz kabul etmeyecek biçimde ortaya koymuştu.

Şimdi ise, yeni tarihi bitirmeye, eskiye benzer başkasını başlatmaya yönelik çabalar var ortada.

Belki başarırlar!

Ya da, bu ülkenin tarihi hep ileri gitmek olarak gören insanları, tüm aydınlıklarıyla, ileri yönde atacakları adımlarla demokratik, barış içinde yaşayan, insan haklarına saygılı yeni bir tarih dönemi başlatırlar.

Böylece 19 Mayısla başlayan tarih, bitirilmemiş olur.