Geldik, gidiyoruz; Dünya’da ve kimlik kartını taşıdığım ülkemde olan-biten onlarca olayın da tanığıyız. Onların çoğu da hiç de öyle anılarımızda “hoş izler” bırakan şeyler değil.
-Savaşlar, katliamlar, soykırımlar, açlar, açlıklar ve acılar!..
İyi de; aklımıza estikçe niye bunları sorup-sorgulayıp duruyorum, bilemiyorum!.. Belki de;
-Giderek insan oluşumdan utanç duymaya başladığımdandır!..
***
Yazı konusu yapmayı düşündüğüm onca güncel olaydan birini belirleme gayretinde iken, 2 gazetenin internet sayfasındaki haber başlıklarına takıldım. Bakılırsa, tamamı tek, tek “tek başına” irdelenmesi gereken konular. Dünyadan ama bizi de ilgilendirenlerle birlikte güzel memleketimden… Uzatmadan paylaşmaya başlayalım. Önce bir zamanların “Sarmaş-dolaş komşularımız Rusya ve Suriye’den;
***
Bir garip Rus lider muhterem Putin, bizimkine benzer biçimde her gün konuşmadan edemiyor. Özellikle de şu 15 gündür,
-Türkiye aşağı, Domates- limon yukarı!..
Sonuncusu daha ciddi, tehditkar!.. Demekteki “Askerlerimizi tehdit eden her hedefi imha edin.” Falan, filan!..
Anladığım “siz etmezseniz, ben ederim.” demeye getiriyor!.. O konuşur da, ben ülkemin liderini örnek almaz mıyım!..
-Sıkıysa et bakalım. Sözün de durmazsan namertsin!.. Beceremezsen gazeteden, yazarlıktan istifa edeceğim. Sen de aynı şeyi yapıp, Nataşalarımın başından defolup gidecek misin?..
Rus hanım gazeteciyi karşıma bir çıkarsınlar hele!..
Bir diğer başlık yine “Türkiye-Rusya muhabbetiyle” ilgili. Ancak bu kez ses okyanus ötesinden geliyor;
-Rus muhabirin Türkiye sorusu ABD sözcüsünü çıldırttı!..
Mesleğimle ilgili olduğundan bu kez merak edip haberin içeriğine bakmak gerekti. Bir diplomat için öyle “çıldırtan cinsten” soru değilmiş;
-Türkiye’nin Irak’a asker göndermesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Soruyu okuyunca, düşündüm ki, Beyaz Saray sözcüsü şöyle bir yanıt vermiş olabilir;
-Yaa kardeşim, Türkiye’nin gönderdiği asker bir-iki bin kişi. Niye mesele ediyorsunuz. Biz o ülkeye 100 bin asker, tank-tüfek gönderdik. Sen değil, senin ağababan cesaret edip, böyle bir soru sorabildi mi?..
Böyle söylememiş, tam nokta atışı yaparaktan “Muhabir kardeş, kendi hükümetine soramadığın soruyu, niye bana soruyorsun” deyivermiş!..
Haberin devamında öğrendim ki, sözcü haklı!.. Bayan Rus meslektaş tam 3 gündür aynı soruyu, birkaç kelamını değiştirip, temcit pilavı gibi “ısıtıp-ısıtıp” adamın önüne sunmaktaymış… “Ben olsam” diye düşünürken aklıma geliverdi;
-Bak hele sayın meslektaş, çalıştığın gazete veya ajansa dilekçe yaz, seni bu taraflara bir postalasınlar!..
-Büyüklerimden kimseciklere fırsat bırakmadan öyle bir ‘ağzına pay’ veririm ki, meslektaş falan da dinlemem hani!..
Dünya’dan seçme-saçmalar!..
Nasıl bir bela sardık başımıza, halen anlayabilmiş değilim. Suriye, onunla paralel IŞİD belası yani… Ne güzel “Kardeş, kardeş maaile” pikniğe gittiğimiz “Esad Efendi” de memleketinden sislenmiş;
-IŞİD’in tek yaşam damarı Türkiye!..
Hadi oradan nankör komşu!.. Arkadaşın Tayyip Beyle piknikte yediğin maydonozlu köftelerin tadını öve-öve bitiremediğin günleri nice unutursun!..
Arkasından, Nobel’den taze “Barış Ödüllü” Abbasi Efendi de destek çıkmaz mı Esed’e;
-IŞID’in arkasında Türkiye ve Katar var!..
Celali kesilmemek elde değil;
-Türkiye kadar taş düşsün başınıza emi!..
***
Dünya dedik, ülke dedik, ne hale geldiler dedik… Kestirememişiz, sadece “Dünyanın küçük bir bölümünü” sığdırabildik bizim sütuna.
Bakalım yarının yazısında ülkemdeki “seçme-saçmaları” sığdırabilecek miyiz?..