Çok sık olmasa da, yaşam hengamesi içinde arada şöyle bir soluklanıp dönüp ardıma bakarım. “Neredeyim, bugüne dek ne yaptım ne yapamadım, özel yaşamımda hedeflerime ulaştım mı” gibi. Peki, yaşantımın büyük kısmında hiç vazgeçmediğim misyonum olan hayvan hakları konusunda yaptıklarım, yapamadıklarım, ertelediklerim, umutsuzluğa düştüğüm anlar, az da olsa çabalarımın semeresi olarak yüzümü güldürenler?
Sonra derin bir iç çekişiyle, aynı yolu birlikte yürüdüğüm, dava savaşçısı olduklarına emin olduğum yoldaşlarım, arkadaşlarım… Onlar neredeler, neleri başardılar, nerede tökezlediler, halen devam edenler, benim gibi inatçı olanlar hangileri? Ödünsüz, çıkarsız, beklentisiz, özverili kaç can savunusu kaldı ki?
Pek çoğunun içlerini gördüm, beklentilerini anladım. Para, mevkii, ego tatmini gibi isterlerinin paşinde koşanları öğrendim ne yazık ki. Keşke olmasalardı dediklerim, davamıza ciddi zarar verenleri üzüntüyle izledim.
Ama ya diğerleri? Bütçesini, mesaisini, hatta yaşamlarını yaradanın bizlere emanet ettiği masum canlara adayanlar? Varlar elbette, ama son yıllarda onların da çoğunluğunun kollarının, kanatlarının kırık olduğunu gözlemliyorum aynı benim gibi. Hepimizin üzerinden öyle büyük silindirler geçti ki. Ama en kötüsü, savunmaya çalıştığımız masumlarımızın sessiz çığlıklarını sessizce dinleme durumunda kalışımız.
Geçtiğimiz haftalarda yine Ankara’daydım. Sokaklarda tek bir köpek kalmamış, yani hedefe ulaşılmış. Biz yaşam savunucularının beklediği, umduğu bu muydu? Kırmızı çizgimiz dediğimiz yasa maddesi, “Aşıla, kısırlaştır, aldığın yere bırak” çok uzaklarda kaldı. Şimdi o canlar barınaklarda. Ne derler, “göz görmeyince gönül katlanırmış”. Her ne kadar Doğal Yaşam Merkezlerine gidip ziyaret etsek de elbette gözümüz önündeki kadar sahip çıkamıyoruz onlara.
Yaşam koşullarının iyi olduğuna emin olsak, sokaklardaki tehlikelerden uzakta, yemekleri, suları önlerinde, başlarını sokacak yerleri de var diye avunurduk belki de. Ama işte ne yazık ki bu avuntularımızı zedeleyen pek çok video görüntüsü ulaşıyor sosyal medyadan, basından bizlere. Yakalamalarda çektikleri eziyetler cabası.
Lafın özü; hayvanlara adanmış yaşamların çoğunluğunun emekleri heba olmuş gibi.