“Hayatta saadeti yapan şeyler çok küçük parçalardır.

Bir iyilik, bir gülümseme, tatlı bir bakış, iyi bir dilek…

Aslında mutlu olanlar, bu küçük şeylerin huzuruna varmış olanlardır.”

Bernard Shaw

Canım, sıkılmasana

Dedim canıma..

Yediğin önünde

Yemediğin ardında

Sağlığın ise iyi işte

Aç da açık ta değilsin

Nedir yine bu derdin kederin?

Canım büktü boynunu önce

Sonrasında isyan etti

Can benim sana ne dedi

Sıkılırım sıkılmam

Hele de akşam olunca..

Bütün özlediklerim benden ayrı yaşayınca..

Sıkılırım ben işte..

Annesiz yavru kediler sesi kısılıncaya kadar ağlarsa

İnsanlar inatla hayvan sevmezse

Saçma sapan bahanelerle evlerindeki canları

Sokaklara terk ederse, sıkılırım ben işte..

Başlarını okşadığımız köpeklerimiz sevgisiz barınaklarda müebbet hapisliğe mahkum edilmişlerse

Daha neler neler

İyisi mi sen kendi işine bak dedi bana

Döndü sırtını yine hep yaptığı gibi..

Girdi, kapandı içine

Kendisine..

İç konuşmaları yapanlar vardır elbette çokça, yaparım ben de arada, konuşurum kendimle, canımla. Bakarım; bazı insanlarla pek çok farklı düşüncelerim var, dünyaya farklı penceren bakmaktayız, neden diye merak edip eğilip bir içime bakarım, sonrasında gözlerimi en derinlerine daldırıp bir de o anlaşamadıklarıma, onlara bakarım, işte o zaman anlarım nedenini..

Dünyaya bir kez geldiğimiz kesin olduğuna göre duyarlı, hassas bir yüreğe sahip olmak mı yoksa tam tersi mi doğrudur bunu da düşünürüm. Sorarım canıma, fikrini almak isterim, hınzırca gülüp kaçar benden, yanıt vermez, “sen çöz bunu” diye.

O zaman da Goethe’nin şu çok bilinen sözü gelir aklıma: “Dünya, hassas kalpler için bir cehennemdir.”

Sözün özü; evet hassas, duyarlı olmak gerçekten de iç yarası, yaşadığınız alemi cehenneme çeviren bir özelliktir. Ama ben, insani özelliklerimi yitirerek yalancı cennette yaşamaktansa, hassasiyetimizin bize sunduğu cehennemi yeğlerim.