Kadın olmak, bazen bir gülüşün arkasına koca bir hayatı saklamaktır. Bazen herkesin yükünü omuzlarında taşırken kendi yorgunluğunu unutmak, bazen de bütün zorluklara rağmen dimdik ayakta kalmaktır. Kadın, hayatın yalnızca bir parçası değil, hayatı güzelleştiren, değiştiren ve geleceğe taşıyan en güçlü değerlerden biridir.
Bir kadının hayatına dışarıdan bakıldığında çoğu zaman yalnızca görünenler fark edilir. Oysa her kadının içinde anlatılmamış hikâyeler, ertelenmiş hayaller ve sessizce verilen mücadeleler vardır. Kimi çocuklarını büyütürken kendi isteklerinden vazgeçer. Kimi çalışma hayatında var olabilmek için herkesten daha fazla çaba gösterir. Kimi ise sadece kendi kararlarını verebilmek için yıllarca mücadele eder.
Kadınlar çoğu zaman güçlü olmak zorunda bırakılır. Üstelik bu güç, bazen yanlış anlaşılır. Bir kadının ağlamaması, yorulmaması, kırılmaması beklenir. Oysa kadın da insandır. Onun da anlaşılmaya, dinlenmeye, sevilmeye ve zaman zaman bir omuza yaslanmaya ihtiyacı vardır. Güçlü olmak, her acıya sessizce katlanmak değildir. Gerektiğinde hayır diyebilmek, kendi hayatının sorumluluğunu alabilmek ve yeniden başlayabilmektir.
Toplumun kadına yüklediği sorumluluklar ise başlı başına düşündürücüdür. İyi bir anne, iyi bir eş, başarılı bir çalışan ve kusursuz bir evlat olması beklenir. Her yere yetişmeli, herkesi düşünmeli, hiçbir şeyi aksatmamalıdır. Peki, bütün bunların arasında kadının kendisine ayırdığı zaman nerededir? Onun hayalleri, mutluluğu ve beklentileri ne zaman gündeme gelecektir?
Bir kadının değerini yalnızca anneliğiyle, evliliğiyle ya da ailesine yaptığı fedakârlıklarla ölçmek büyük bir haksızlıktır. Kadın, her şeyden önce kendi düşünceleri, yetenekleri, tercihleri ve hedefleri olan bağımsız bir bireydir. Anne olmayı seçen de seçmeyen de evlenen de bekâr kalan da aynı saygıyı hak eder. Çünkü insanın değeri, başkalarının kendisinden beklediklerini yerine getirmesiyle ölçülemez.
Kadınların en büyük mücadelelerinden biri de eşit fırsatlara ulaşabilmektir. Eğitimde, iş hayatında, siyasette ve sosyal yaşamda kadınların önüne çıkarılan görünür ya da görünmez engeller hâlâ varlığını sürdürüyor. Aynı işi yapan insanların farklı değerlendirilmesi, kadınların başarılarının küçümsenmesi ve karar alma mekanizmalarında yeterince temsil edilmemesi yalnızca kadınların değil, bütün toplumun sorunudur.
Bir başka önemli mesele ise kadına yönelik şiddettir. Bir kadının korkmadan sokakta yürüyebilmesi, istediği mesleği seçebilmesi ve kendi hayatına ilişkin kararları özgürce verebilmesi tartışma konusu olmamalıdır. Bunlar birer ayrıcalık değil, temel insan haklarıdır. Kadını korumak adına onun hayatını sınırlandırmak yerine, herkesin güven içinde yaşayabileceği bir toplum oluşturmak gerekir.
Kadınların birbirine verdiği destek de son derece değerlidir. Bir kadının başka bir kadının başarısını içtenlikle kutlaması, zor gününde yanında durması ve karşılaştığı haksızlığa sessiz kalmaması toplumsal dayanışmayı güçlendirir. Çünkü kadınların birbirleriyle yarışmak zorunda olmadıkları, aksine birlikte güçlenebildikleri bir dünya mümkündür.
Elbette kadınların yaşamları birbirinden farklıdır. Her kadın aynı zorluklarla karşılaşmaz, aynı hayalleri kurmaz ve aynı hayatı istemez. Kimisi büyük bir şirket yönetmekten mutluluk duyar, kimisi sanatla uğraşır, kimisi toprağı işler. Kimisi de hayatını bambaşka bir yolda kurar. Önemli olan, her kadının kendi yolunu özgürce seçebilmesidir.
Kadınlara yalnızca belirli günlerde çiçek vermek, güzel sözler söylemek ya da onları övgülerle anlatmak yeterli değildir. Asıl değer, yılın her günü gösterilen saygıda saklıdır. Bir kadının düşüncesini önemsemek, emeğinin karşılığını vermek, kararlarına saygı duymak ve haklarını savunmak, söylenen bütün güzel sözlerden daha anlamlıdır.
Unutulmamalıdır ki kadınların özgür olduğu bir toplumda yalnızca kadınlar kazanmaz. Çocuklar daha eşit bir dünyada büyür, aile içindeki sorumluluklar daha adil paylaşılır ve toplumun gelişme imkânları artar. Kadının sesinin duyulduğu, emeğinin görüldüğü ve haklarının güvence altında olduğu bir gelecek, herkes için daha yaşanabilir bir gelecektir.
Sonuçta kadın olmak, sürekli fedakârlık yapmak ya da herkese güçlü görünmek zorunda olmak değildir. Kadın olmak; sevmek, sevilmek, üretmek, hayal kurmak, hata yapmak, başarmak ve gerektiğinde yeniden başlamaktır. Tıpkı her insan gibi özgürce yaşayabilmektir.
Çünkü bir kadının en büyük başarısı, başkalarının istediği kişi olmak değil, kendi istediği hayatı yaşayabilmektir.