Vakıflar Bölge Müdürlüğü, kiracısı olan Odunpazarı Belediyesini Kurşunlu Külliyesi'nden tahliyesini istedi.

***

Kurşunlu Külliyesinden sırf muhalif belediye oldukları için tahliye edildiklerini açıklayan Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt'un açıklamalarının ardından AK Parti İl Başkanı bir açıklama yapmış önceki gün.

***

Yaptığı açıklamada Odunpazarı Belediyesini suçlamış, “Belediye külliyedeki kiracılarından 419 bin lira tahsil ederken, Vakıflara 123 bin lira kira ödüyor” diyerek, bir anlamda tahliye nedeninin bundan kaynaklı olabileceğini ima etmiş.

***

AK Parti il başkanı bunu ima etmiş etmesine de belediyenin külliyeden tahliye gerekçesi olarak bu gösterilmek isteniyorsa bu saçma olmuş.

Zira...

Vakıflar 2016 yılından bu yana, yani 10 yıldır Odunpazarı Belediyesini Kurşunlu Külliyesinden tahliye ettirmek istiyor.

Yani...

Mesele kira falan değil.

Mesele bal gibi de vakıfların belediye el değiştirince, Odunpazarı Belediyesini apar topar Kurşunlu Külliyesi'nden tahliye ettirmek istemesi...

SİYASETİN GÜLEN-GÜLDÜREN YÜZLERİYDİ EN AZINDAN...

Ankara'da, Anadolu Kulübü'nde Demirel, İsmet Sezgin, Kemal Kınacı ve Rahmi Turan bir öğle yemeği yiyor.

İsmet Sezgin yemekte: “Beyefendi, ülkede ahlak çökmüş. Ben Aydın'dan Ankara'ya kara yoluyla geldim. Hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısından fuhuş akıl almaz boyutlara ulaştı. Yollar, müşteri bekleyen kadınlarla doluydu.” der.

***

Demirel'in yüzünde acı bir tebessüm belirir: “Evet,” der, “enflasyon ahlakı yok eder, fuhuşu artırır. Bu da iktidarın memlekete acı bir armağanıdır.” dedikten sonra “Bakın, size bir fıkra anlatayım.” diyerek devam eder…

***

Evin kızı, son zamanlarda pahalı ayakkabılar ve elbiseler giymeye başlayınca annesi merak edip sormuş:

“Kızım, bunları almak için parayı nereden buluyorsun?”

Kız, “Piyango bileti alıyorum anneciğim. Biletime ikramiye çıkıyor.” demiş.

Birkaç gün geçmiş… Karlı, soğuk bir gün… Kız eve gelmiş. Üşüdüğü için bacaklarını sobaya iyice yaklaştırmış.

Annesi telaş içinde:

“Aman kızım,” demiş, “ateşe fazla yaklaşma, biletin yanacak!”

***

Erdal İnönü, SHP Genel Başkanı.

Yurdu karış karış gezip seçim hazırlığı yapıyor.

Seçim otobüsüyle yine bir yere gidiliyor.

***

Seçim otobüsünün kornası aniden bozulup ötüp duruyor.

Şoför otobüsü sağa çekip durduruyor, arızayı gidermeye çalışıyor ama nafile.

Yolculardan biri, hiç susmayan korna sesinden deliye dönmüş vaziyette şoföre akıl veriyor:

- “Bu ses kesilmeyecek. Hemen kablosunu kopar, kablosunu kopar…”

Erdal İnönü duyuyor bunu ve anında müdahale ediyor:

- “Durun yav, kabloyu falan koparmayın. Bir derdi var ki inleyip duruyor. Meselenin köküne inelim lütfen.”

***

Bugün de siyasette esprili siyasetçiler var ama hiçbiri Süleyman Demirel ile Erdal İnönü seviyesine ulaşamadı.

Demirel’in anlattığı en basit fıkralar bile insanları kahkahalarla güldürürdü.

Erdal İnönü’nün, tebessüm bile etmeden verdiği her hazırcevap laf insanları kahkahaya boğardı.

***

Türk siyasi hayatının bu en önemli iki ismi bugün hayatta değiller…

Bugün (31 Ekim) Erdal İnönü’nün ölüm yıl dönümüydü.

Yarın (1 Kasım) Süleyman Demirel’in doğum yıl dönümü…

***

Her ikisinin de eleştirilecek pek çok yönü, pek çok kabahati, hatta pek çok günahı mutlaka vardır.

Ancak…

En azından bugünkü liderlerle kıyaslarsak her ikisi de zaman zaman siyasetin gülen ve güldüren yüzü oldular...

D E M İ R E L-4

HİÇ OLMAZSA CANLARI YANSIN...

Kentte yaşamak zor.
Öncelikle, kentte yaşamanın bedelini ödemek gerekiyor.
Dahası...
Kentte yaşamanın bazı kuralları var.
Bu kurallara uyulduğunda yaşam daha da kolay oluyor.
Uyulmadığında ise...
Yaşam olabildiğince zorlaşıyor.

***

Kalabalık kentlerin en büyük sorunlarından biri trafik.
Bağlantılı olarak da ulaşım.
Trafik kurallarına uyulduğunda, her ne kadar altyapı eksik de olsa, belli bir düzen içinde akıp gidiyor trafik.
Ancak...
Kurallar ihlal edildikçe altyapı olsa da karmaşa ortaya çıkıyor.
Kentlerde, kurallara uymayanlara çeşitli yaptırımlar getirilmiş.
Bunların başında da cezalar var.
Bazı insanlar, cezaların caydırıcı olmadığını söyler.
Aslına bakarsanız, cezaların caydırıcı olmadığını düşünmüyoruz.
Zira trafikte öylesine kural ihlali yapanlar var ki...
Bu insanlara olabildiğince ceza verilmesinden yanayız.

***

Adam, kırmızı yanmasına rağmen “Ne olacak, geçeyim.” diyor. Geçiyor da. Onun kırmızı ışığa rağmen geçmesi, trafiği anında kilitliyor. Kuralı göz göre göre ihlal eden kişinin, diğer sürücülerin hakkını da ihlal ettiği umurunda bile olmuyor.
Bir başkası, kırmızı ışıkta gelip yaya geçidi üzerinde duruyor. Sanki her yer ona aitmiş gibi...
Yolda giderken arkanızda sürekli selektör yakanlar, durup dururken acı acı korna çalanlar, yol kenarındaki suyu yayaların üzerine sıçratanlar...
Örnekleri çoğaltmak mümkün.
Anlayacağınız, bunları yapmaktan bir türlü vazgeçmeyenlere yapılacak en güzel şey cezadır.
Varsın ceza caydırıcı olmasın...
Hiç olmazsa hata yapan ve yaptığı hatayı her defasında tekrarlayan insanların canları yansın.