Kadınlara yıllardır aynı şey söyleniyor: “Güçlü ol, ayakta dur, kimseye muhtaç olma, ne olursa olsun pes etme!” Peki, hiç düşündük mü? Kadınlar neden hep güçlü olmak zorunda? Neden yorulduklarında dinlenmek, kırıldıklarında ağlamak, çaresiz kaldıklarında bir omuza yaslanmak onlar için bu kadar zor?
***
Bir kadın hem anne, hem eş, hem evlat, hem çalışan, hem de hayatın bütün yükünü omuzlarında taşıyan biri olmak zorunda bırakılıyor. Üstelik bütün bunları yaparken gülümsemesi, güzel görünmesi, anlayışlı olması ve hiçbir şeyden şikâyet etmemesi bekleniyor. Sanki kadın olmak, her şeye dayanabilmek demekmiş gibi… Oysa kadın da insandır. Onun da kalbi kırılır, sabrı tükenir, umutları azalır. Bazen sabah yataktan kalkacak gücü bile bulamaz. Ama yine de kalkar. Çünkü onu bekleyen sorumluluklar, ihtiyaç duyan insanlar ve ertelenemeyen işler vardır. Ve kimse dönüp de “Sen nasılsın?” diye sormaz.
***
Güçlü kadın denilen insan, çoğu zaman başka seçeneği olmadığı için güçlü kalandır. Hayatın ona yüklediği sorumlulukları taşırken kendi hayallerini erteleyen, çocukları mutlu olsun diye kendi mutsuzluğunu gizleyen, ailesi dağılmasın diye kendi içinde dağılan nice kadın var. Bir de toplumun kadınlara taktığı görünmez madalyalar var. “Sen güçlü kadınsın, bunun da üstesinden gelirsin.” Ne kadar kolay söyleniyor, değil mi?
***
Belki de bu cümle, bazen bir kadına yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biri. Çünkü güçlü olduğu düşünülen kadının yardıma ihtiyacı olmadığı sanılıyor. Onun yorulabileceği, korkabileceği, bir gün her şeyi bırakıp sadece kendisi için yaşamak isteyebileceği unutuluyor. Oysa güçlü olmak, hiç ağlamamak değildir. Güçlü olmak, her acıya sessizce katlanmak da değildir. Bazen “Ben yoruldum” diyebilmektir güç. Bazen “Artık yapamıyorum” demek, bazen de herkesi mutlu etmeye çalışmaktan vazgeçip kendini seçebilmektir.
***
Kadınların her şeye yetişmek zorunda olmadığı bir dünya düşünün. Bir annenin kendisine zaman ayırdığı için suçluluk hissetmediği, çalışan bir kadının başarılı olmak için kendisini tüketmediği, bir eşin bütün fedakârlıkları tek başına üstlenmediği bir dünya… Kadınların değer görmek için sürekli mücadele etmek, sevilmek için fedakârlık yapmak, saygı duyulmak için herkesten daha fazla çabalamak zorunda kalmadığı bir hayat… Aslında ihtiyacımız olan tam da bu.
***
Kadınlara sürekli güçlü olmalarını öğütlemek yerine, onların yüklerini hafifletmeyi öğrenmeliyiz. Bir kadının omuzlarına daha fazla sorumluluk yüklemek yerine, o sorumlulukları paylaşmalıyız. Çünkü kadınlar alkışlanacak kadar güçlü olmak kadar, anlaşılacak kadar da insandır. Ve belki de artık kız çocuklarımıza yalnızca “Güçlü ol” demek yerine, “Mutlu ol, kendin ol, hayır demekten korkma, gerektiğinde yardım iste” demeliyiz.
***
Unutmayalım ki bir kadının değeri, ne kadar acıya dayandığıyla, kaç fedakârlık yaptığıyla ya da kaç kez yıkılıp yeniden ayağa kalktığıyla ölçülemez. Kadınlar güçlü olabilir. Ama güçlü olmak zorunda bırakılmamalıdır. Bir kadın bazen yorulabilmeli, bazen ağlayabilmeli, bazen hiçbir şey yapmak istemeyebilmeli. Kimseye kendini kanıtlamak zorunda kalmadan, sadece kendisi olduğu için değer görebilmeli.
***
Çünkü kadınların ihtiyacı olan şey, her zaman daha fazla güç değil; biraz anlayış, biraz sevgi, biraz huzur ve en önemlisi adil bir hayat. Ve son olarak bütün kadınlara söylemek istediğim bir şey var: Her şeye yetişmek zorunda değilsiniz. Herkesi mutlu etmek zorunda değilsiniz. Her zaman dimdik ayakta durmak zorunda değilsiniz. Bazen bırakın dünya da sizin için bir şeyler yapsın.
***
Çünkü siz yalnızca güçlü olduğunuzda değil, yorulduğunuzda, ağladığınızda, hatta hiçbir şey başaramadığınızı düşündüğünüzde de değerlisiniz. Bir kadının en büyük başarısı, bütün yükleri tek başına taşıması değil; o yüklerin altında kendisini kaybetmemesidir.
***
Güçlü kadın olmak bir tercih olabilir. Ama hiçbir kadın güçlü olmak zorunda bırakılmamalıdır.