Bir kadın kayboluyor. Günler geçiyor, aylar geçiyor, yıllar geçiyor. Ardında bir anne, bir baba, kardeşler ve cevabı bulunamamış sorular kalıyor. Sonra başka bir genç kadının adı düşüyor gündeme. Bu kez adı Rojin… Ve toplum yine aynı soruyu soruyor: Bir genç kadın nasıl kaybolur, nasıl ölür ve geride bu kadar çok soru nasıl kalır?
Gülistan Doku, 5 Ocak 2020’den bu yana kayıp. Yıllardır ailesi kızlarının başına ne geldiğini öğrenmeye çalışıyor. 2026’da yeniden hız kazanan soruşturma artık “kasten öldürme” şüphesi üzerinden yürütülüyor ve dosya kapsamında çok sayıda gözaltı ve tutuklama gerçekleştirildi. Buna rağmen Gülistan’ın nerede olduğu ve ona ne olduğu sorusu hâlâ kesin bir yanıt bulmuş değil.
Rojin Kabaiş ise 27 Eylül 2024’te Van’da kaldığı öğrenci yurdundan çıktı. Bir daha geri dönmedi. Günler süren aramaların ardından cansız bedeni 15 Ekim’de bulundu. Ölümüne ilişkin soruşturma sürerken dosyadaki DNA bulguları ve diğer adli incelemeler kamuoyunda yanıt bekleyen soruların merkezinde bulunuyor.
BİR İSİMDEN FAZLASI
Gülistan yalnızca bir kayıp dosyasının adı değil.
Rojin yalnızca bir soruşturma dosyasının adı değil.
Onların isimlerinin arkasında yarım kalan hayatlar, bekleyen aileler ve gerçeği öğrenmek isteyen bir toplum var.
Kadına yönelik şiddeti yalnızca ölüm haberleri geldiğinde konuşmak yetmiyor. Bir kadın “kayıp” denildiği ilk andan itibaren bütün ihtimallerin titizlikle araştırılması; delillerin korunması, ihmallerin sorgulanması ve hiçbir şüphenin karanlıkta bırakılmaması gerekiyor.
Çünkü zaman geçtikçe yalnızca deliller değil, insanların adalete olan inancı da aşınıyor.
ANNELERİN İSTEDİĞİ ÇOK ŞEY DEĞİL
Bir annenin istediği nedir?
Çocuğunun nerede olduğunu bilmek.
Başına ne geldiyse gerçeği öğrenmek.
Bir suç işlendi ise sorumluların bağımsız yargı önünde hesap vermesini görmek.
Bu talepler ne ayrıcalıktır ne de lütuf. Bunlar hukuk devletinin en temel sorumluluklarıdır.
Gülistan’ın ailesi yıllardır kızlarının akıbetini soruyor. Rojin’in ailesi de kızlarının ölümünün bütün yönleriyle aydınlatılmasını istiyor. Soruşturmalar sonuçlanmadan hiç kimse hakkında peşinen hüküm vermek doğru değildir. Ama cevapsız kalan soruların üzerine gitmek, gerçeği istemek ve adalet talep etmek de toplumun hakkıdır.
DAHA KAÇ KADININ ADINI EZBERLEYECEĞİZ?
Biz kadınların isimlerini neden hep bir kayıp ilanından, bir cinayet haberinden ya da bir adliye koridorundan sonra öğreniyoruz?
Neden bir genç kadının hayalleri yerine ölümünü konuşuyoruz?
Neden annelerin feryadı duyulmadan bazı dosyalar toplumun gündemine girmiyor?
Asıl değiştirmemiz gereken yer belki de tam burası.
Kadınları öldürüldükten sonra değil, yaşarken koruyabilmek…
Kaybolduklarında vakit kaybetmeden aramak…
Şiddet tehdidi ortaya çıktığında “bir şey olmaz” dememek…
Ve her olayın ardından birkaç gün konuşup sonra yeni bir kadın ismine geçmemek.
Gülistan Doku’nun akıbetinin açıklığa kavuşması gerekiyor.
Rojin Kabaiş’in ölümündeki bütün soru işaretlerinin giderilmesi gerekiyor.
Çünkü bir ülkede kadınların hayatı rakamlara, dosya numaralarına ve birkaç günlük manşetlere sığdırılamaz.
Bir Gülistan, bir Rojin…
Sonra başka bir isim…
Biz artık yeni isimler öğrenmek değil, kadınların yaşadığı bir ülkenin hikayesini yazmak istiyoruz.
