Bir kadın öldürüldüğünde ya da şiddete uğradığında, haberlerin ardından benzer cümleleri duymaya alıştık: “Kıskançlık krizine girdi”, “Tartışma çıktı”, “Ayrılmak istedi”, “Barışma teklifini kabul etmedi…”

Oysa bu cümlelerin hiçbiri şiddetin gerekçesi değildir.

Bir kadın ayrılmak isteyebilir. Sevmeyebilir, vazgeçebilir, kendi hayatıyla ilgili karar verebilir. Çalışmak, okumak, dışarı çıkmak, arkadaşlarıyla görüşmek, istediği gibi yaşamak isteyebilir. Bunların hiçbiri bir erkeğe onun hayatı üzerinde söz sahibi olma hakkı vermez.

Sevgi kontrol etmek değildir

Şiddet yalnızca atılan bir tokat ya da sıkılan bir kurşun değildir.

Sürekli telefonunu kontrol etmek, kimlerle görüştüğünü sorgulamak, çalışmasına engel olmak, parasını elinden almak, tehdit etmek, aşağılamak ve korkutarak hayatını yönetmeye çalışmak da şiddetin farklı biçimleridir.

Bazen bütün bunlar “Seni sevdiğim için kıskanıyorum” cümlesinin arkasına saklanıyor.

Oysa sevgi korkutmaz.

Sevgi tehdit etmez.

Sevgi bir insanın özgürlüğünü elinden almaz.

Bir kadın daha demeden...

Kadına yönelik şiddeti yalnızca olay meydana geldiğinde konuşmak yetmiyor. Her kadın cinayetinden sonra birkaç gün öfkelenip ardından hayatımıza devam etmek de çözüm değil.

Asıl mesele, bir kadın yardım istediğinde onu duyabilmek.

“Beni tehdit ediyor” dediğinde ciddiye almak.

“Peşimi bırakmıyor” dediğinde bunun basit bir ilişki tartışması olmadığını görmek.

Çünkü bazen bir kadının söylediği “Korkuyorum” kelimesi, yaklaşan tehlikenin en açık işaretidir.

Kadınların güven içinde yaşayabilmesi bir ayrıcalık değil, en temel haktır.

Sokakta yürürken arkasına bakmadan, evinde korkmadan, işinde baskı görmeden, ayrılmak istediğinde “Başıma bir şey gelir mi?” diye düşünmeden yaşayabilmek...

İstenilen aslında bundan fazlası değil.

Ve artık bir kadın daha şiddete uğradığında “Nasıl oldu?” diye sormadan önce, “Bunun yaşanmaması için ne yapabilirdik?” sorusunu sormamız gerekiyor.

Çünkü şiddetin bahanesi olmaz.

Ama önlemek için hepimizin yapabileceği bir şey vardır.