Topluluk etkileşiminin dayanağı olan “gözle ve sözle kontrol” odağından bakarak yerel medyanın eskimeyen ve eskitilemeyen özelliklerini paylaşan bir yazı için masaya oturdum.
Cuma günü sabahıydı. Oksijen gazetesinin manşeti gözüme takıldı: “Yapay zekânın evcil hayvanı olabiliriz” diyordu.
Plazanın on beşinci katındaki küçük köşemden başımı kaldırdım; ufka baktım: Gökyüzü parçalı bulutluydu. Marmara Denizi’nin üzerinde bulutlar arasından sızan güneşle Yassıada ve Hayırsızada’nın karanlık siluetleri birden kayboluyor; sonra ışık oyunlarıyla sanki adaları bana doğru hızla getiriyordu. Elimi uzatsam uzanırım hissine kapılmamak için kendimi uyarıyordum.
Zihnim uzaklara bakarak hayallere dalmayı sürdüremedi. Bill Gates’in The New York Times’tan Ezra Klein’le yaptığı söyleşi ilgi gündemimin ilk sıralarına yerleşti.
Satır altlarını renkli kalemlerle çizdim, zihnimde yaptığı etkilere göre bir de sıralama yaptım: İlk sıraya, “Yapay zekâ üzerinde çalışıp onun bizden daha iyi hâle gelmesinin inanılmaz derecede korkutucu olduğunun farkında olmayan tek bir kişi bile yoktur” saptamasını yerleştirdim. İkinci sırada, “Biyolojik zihinlerin tek amacının hayatta kalmak, üremek ve yaşamını sürdürüp soyunu devam ettirmek için sosyalleşmek olduğu düşünüldüğünde, bu kadar çok yönlü olabilmeleri gerçekten şaşırtıcı” cümlesi yerini aldı. Üçüncü sıraya, “Şablonu biyolojiden silikona taşıdığımızda, bireyler arasındaki o sınırlar ortadan kalkıyor; sınırsız bir hafızaya sahip oluyorsunuz” cümlesi yerleşti.
Sonra Endülüs Emevi Devleti’nin parlak günlerinde yaşamış büyük imamlardan biri olan Şâtıbî’nin düzenlediği beş ilkeyi düşündüm: Var olmanın gerek şartı;
- Canı korumak,
- Akla sahip çıkmak,
- Nesli sürdürmek,
- Malı korumak,
- İnancı korumaktı.
Bill Gates de biyolojik zihin ile silikon zihin üzerinde değerlendirme yaparken aynı ilkelerin önemine değiniyordu.
Düşündüm ki insanlığın temel ilkeleri o kadar da hızlı değişmiyor… Temel ilkelerin çevresinde yan ürünler olan slogan anlatımlar, popülist görünme hastalıkları, pragmatik ucuzluklar ve ezelî derdimiz açgözlülük gibi “yaşama anlam katmayan” hastalıklarımızı sağaltabilsek, başka bir anlatımla Şâtıbî ile Bill Gates’in vardığı aynı sonucu içselleştirebilsek, “toplum için en iyiyi yaratan kararlar” ardında büyük kitlesel güçler oluşturabilirdik.
Orta Çağ'ın toprak odaklı yaşamından silikon odaklı sınırsız hafızaya kadar nerede durursak duralım, “yaşamı koruyan, geliştiren ve sürdürülebilirliği güven altına alan” çabaların ortakları değilsek, insanlık bizden uzayın derinliklerine gönderilen teleskop hızıyla uzaklaşır.
İnsanlığın çok hızlı değişmeyen temel ilkelerini içselleştirerek onlara uygun yaşamak hiç de zor değil ama şu kibir ve üstünlük inancımız olmasa, statü rantı peşinde koşmasak, uzayın derinliklerinden bakılınca ne kadar zavallı olduğumuzu anlasak, durum bugünden çok daha iyi olacak, inanın iyi olacak!
Gates’in çağrısına kulak verelim: “Yapay zekânın evcil hayvanı olabiliriz!” Bu duruma düşmeye fırsat yaratacak mıyız?