Ülkemizin değişik yörelerinde mezarlıkların önünden geçerken “ Her canlı ölümü tadacaktır!” hatırlatmasını görmüş olmalısınız.
Geçen hafta, “Ölümsüzlük denizaltısı insanlık için umut olur mu?” diye soran malumatı okuyunca durup düşündüm.
Önce haberi özetle paylaşalım: Deniz Biyoloğu Maria Miglietta yarı saydam denizanaları üzerinde çalışıyor.
Bilim insanı denizanalaranı kesiyor, kaynatıyor, aç bırakıyor, aşırı tuzlu ve tatlı suya koyuyor.
Turritopsis dohrnii türü bu denizanası her seferinde ölümden kaçmasını beceriyor: Kendini yeniden üretiyor; gençliğine dönüş yapıyor.
Malumatı paylaşan habere göre yetişkin denizanası yüzleştiği her tehlikeden sonra hareketini durduruyor; dibe çöküyor; anında bir hücre topağına dönüşüyor. Birkaç günde bu topaktan polipler gelişiyor; koloniden yeni denizanaları türüyor. Araştırmacılar yaşam döngüsünü tersine çeviren bir denizanasıyla tanışıyor.
Denizanası bilim insanlarını heyecanlandırıyor. Bebekliğe dönüş için değil, yaşlanan ve zarar gören hücreleri gençleştirmede bu örnekten yararlanılabilir mi?
Bilim de yapsa insan doğasının bir temel özelliğini akıldan çıkarmamak gerekiyor: İnsan bilmekten doğan sevinci yaşamak, başkalarından bir adım önde olma egosunu tatmin etmek için ne denli tehlikeli olursa olsun bilinmezle yüzleşmeye yatkındır.
Dünyamızın ekosisteminde ölümsüz denizanası varsa, o denizanasının varlığını sürdürme mekanizmaları mutlaka öğrenilecektir. Bugün olmasa bile yarın o bilgiye erişilecek, yaşlanan hücreleri değiştiren, hasar görenleri onaran, başka bir hücreye dönüştüren mekanizmaların sırrına erilecektir.
Ölüm bilinci insanları yöneten güçtür: İnsan ömrünün kısa olduğunu bilir; o kısa ömre çok şey sığdırmak için egosunun peşine düşer ve başkalarının hakkını hukukun çiğneyen açgözlülük yoluna ilerleyebilir.
Bir gün insanlık “ölümsüzlüğü” yakalarsa çok şey, ama pek çok şey değişir. İyi mi olur, kötü mü? Şimdiden sonucu kestirmek zor; ama yeni bir keşif yapıldıysa, onun peşinde kararlıkla koşanların olmasında şaşılacak bir şey yok. Afrika atasözünü anımsa: “İnsanon olduğu yerde hiçbir şeye şaşma!”
Benim o günleri görme şansım yok. Bugünün gençleri, olgunluk çağına geldiklerinde ölümsüzlükle yüzleşecekse, en büyük onur olan geleceğe iyi miras bırakma ilkesi nedeniyle bu sorunu tartışmalıyız: Ölümsüzlük büyük bir yük mü olur; yoksa insan doğasının özünde olan bir gerçekliği gerçeğe dönüştürerek başka bir insanlık mı oluşur?
Bu yazıyı burada kadar okuyanlar, “ Ama bu bir fantezi!” diye haykırabilir.
Denizaltında Yirmi Bin Fersah yazıldığında da “fantezi” sayılmıştı. Bugün denizaltının bütün sırlarına erişilebilen araç-gereçlere sahibiz…