“Betimleme” sözcüğünün yaygın kullanımı “tasvir etme”dir. İnsan doğasındaki temel özelliklerden biri de “Betimleyemediğin bir olguyu belirleyemez ve yönetemezsin.” gerçekliğidir. Betimlemek için de olgunun var oluşundaki bileşenleri, bağlamları bilmek, iç dinamiğin iletişim, rekabet ve iş birlikleri süreçlerini kavramak, içten ve dıştan gelen saptırıcı “gürültüler” hakkında malumat sınırlarını aşarak “bilgi” sahibi olmak gerekir.
Geride bıraktığımız hafta uluslararası bir yayın kuruluşu “fonlar” hakkında görüşümü sordu. Verdiğim yanıtı sizlerle de paylaşmak istiyorum:
“Öncelikli yanıtım, ben finansal gelişmeler hakkında ayrıntılı bilgisi olan biri değilim. İktisadi gelişmelerin ekonomi boyutu türdeş bir olgu değildir; karışıktır; kötü yönetimler onu karmaşık hâle getirir; karmaşıklık organik ve silikon zihnin sınırlarını aştıkça ‘belirsizlikler’ artar; yönetilemeyen belirsizlikler de ‘çaresizlik’ üretir. Benim finansal sistemler, işleyişleri, var oluş nedenleri, var oluş nedenlerindeki değişmeler ve kendimize özgü koşullar hakkındaki malumatım bir analiz yapmaya elverişli değildir. Size ancak çok genel bir çerçeve anlatabilirim; o da günlük medya akışının tarzına uygun düşmez.
GEÇMİŞ VERİLERİ YETERLİ DEĞİL
Bir hususu daha vurgulamalıyım: Yakın geçmişte yayımladığım bir yorum yazısında, ‘Geçmişte olup bitenlere bakmanın ders alabileceğimiz yanları kadar, aldatıcı yönlerinin de olduğunu bilmeliyiz.’ demiştim. Deneyim ve birikimlerimizin ürettiği varsayımlarımızı ‘günün koşullarına’ göre sorgulamak gerekir. Malumat ve bilginin olağanüstü hızla değiştiği bir ortamda, yaşamın öz gerçekliğine yakın düşecek yorumlar yapma gücünü kendimizde göremeden söz söylemek, topluma değer katmak yerine kötülük bile üretebilir.
İlkeler, kurallar, yasalar ve yönetmelikler yapıları oluşturmak için vardır. Oluşturulan kurumsal yapılar işin yarısı bile değildir. İşin diğer yarısı, işe yaşam katacak olan insanlardır. Uluslararası ölçülere göre bir konuda ‘uzmanım’ diyebilmek için ‘on bin saat’ konu üzerinde çalışmanız gerekir. Böyle bir uzmanlığınız yoksa değerlendirmeleriniz ‘yaşamın gerçeğini saptırır’. Sapma yaratmak tam bir sorumsuzluktur; hepimizin sorumlu davranması gerekir. Yaratılan sonuçların yapıları oluşturan yasa ve yönetmeliklerden mi, yoksa görev alan insanların yarattıkları boşluklardan mı kaynaklandığını yorumlayacak veriye sahip olmadan yorum yapmayı doğru bulanlardan değilim.
Kurumlar yönetilirken ‘öngörme ve önlem alma’ disiplini ilk adım, ‘gözetim ve denetim disiplini’ de ikinci adımdır. Birincisi ‘gerek şarttır’; ikincisi de ‘yeter şarttır’. Özellikle ‘gözetim ve denetim’ disiplini, kurumların günlük işleyişinin bir parçası olmalıdır. Kurumların gözetim ve denetim disiplinini uygulaması hem toplumsal iklime hem kurumsal iklime hem de bireyin kendi konumunu belirlemesi için yaptığı yatırıma bağlıdır. Daha da önemlisi, adalet ve merhameti içeren, vicdan terazisi işleyen yetişkin bir uzman için ‘ahlaki ve etik değerlere’ uymuş olmak bir ‘meziyet’ değildir; doğal görevdir. Ayrıca yasa ve yönetmelikler, ahlaki ve etik davranış için mutlaka gerekli de değildir. Kâmil insan için yasadan çok, önyargıdan arınmış zihinsel netlik gereklidir.
ALIŞVERİŞ GÜVENİN RÜŞEYMİDİR
Her alanda olduğu gibi finansal alanda da ‘güven’, buğday tanesini yeniden üreten ‘rüşeym’ gibidir. Alışveriş, güveni yaratan ana karnıdır. Herhangi bir işte temel öncelik olan ‘varlığı’ korumak, ‘aklı’ sağlıklı tutmak, ‘yeniden üremeyi’ sağlamak, güven yaratmanın da çerçevesini oluşturur. Bu açıdan baktığımızda, finansal sistemin temel parçası olan bankaların ‘öz sermaye ve risk yönetimi’ konusundaki özenlerinin krizleri atlatmadaki önemini hepimiz yaşayarak deneyimlerimiz arasına kattık.
Fon işlemleri ‘risk analizi’ gerektirir. Bir adım sonrasında ‘beklenti ile risk dengesi’ hakkında net bilgi ihtiyacı vardır. Risk ve beklenti dengesine göre birikimlerini değerlendirmek isteyenlere ‘açık durum değerlendirmesi’ yapabilecek ‘faydalı bilgi birikimi’ olmadan olmaz. Finansal yönetimde ‘kısa dönemli çıkar ile uzun dönemli getiri’ dengelerini kurmak tam bir uzmanlık işidir; uzman olmayanların yorumları sakıncalıdır.
Söyleyecek daha çok şey var… Bilmeden, bildiğimizi zannederek kitlelere seslenirsek ‘sorumsuzluk’ batağında kokarız. Finansal konularda genelleme yapabilirim ama yaşamın öz gerçeğine yakın ‘faydalı bilgi’ sunamam.
Küçük birikimlerimi borsada değerlendirdiğim günlerde, ‘Sermayesi akşam eve uyumaya giden kuruluşlara yatırım yapmam.’ diye düşünürdüm… Bugün çok farklı düşünmek zorundayım; çünkü ekonominin bütün ekosistemleri değişti. Zihni modelimin varsayımlarını sorgulamak ve modelimde ayarlamalar yapmak zorundayım…
Bilgimizden emin olmadan uluorta değerlendirme yapmasak iyi olur! Haddini bilmek de erdemliliktir.