Pazar akşamı, pek çok vatandaş gibi televizyonun karşısına geçip “yerli dünya derbisini” izlemeye hazırlanırken, TV kanalları Galatasaray-Fenerbahçe maçının seyircisiz oynanacağını duyurdular.
Ben de, her “normal” vatandaş gibi, daha ayrıntılı bilgi alabilmek amacıyla sosyal medya ağlarına daldım!
Face’te fazla bir şey yoktu.(Zaten facebook yavaş yavaş yaşını başını almış üyelerden oluşan bir sosyal medya ağına dönmeye başladı.)
Twitter ise, akıllı telefonlarından bütün ülkeye ulaşan cevval GS taraftarlarının isyan mesajlarıyla doluydu.
“Cimbom bunu kabul etmesin, gerekirse maça çıkmasın!” diyeninden, durumdan kulüp içi vazife çıkarıp “yönetim istifa!” diyenine kadar pek çok görüş belirtiliyordu. “Yenileceğini anlayan” Fenerbahçe’nin bunu tezgahladığını iddia edenler bile vardı!
Çok geçmeden, haberin daha büyüğü patladı.
GS-FB derbisi, ileri bir tarihte oynanmak üzere ertelenmişti. Erteleme gerekçesi, “yetkililer tarafından ciddi bulunan” bir bombalı saldırı ihbarından kaynaklanıyordu.
Spor kanalları, derhal maç sonrası için planladıkları kritik programlarını öne çektiler. Spor yazarları, eski futbolcular, eski hakemlerden oluşan yorumcu “kanaat önderleri”, bu kez hakemlerin vermedikleri penaltı kararlarını yargılamanın iştihasıyla erteleme kararını yorumlamaya başladılar.
Hepsini izleyemedim ama muhtemelen büyük çoğunluğu valiliğin, dolayısıyla hükümetin kararını “haklı” bulduklarını ifade ettiler, canlı bomba terörünü nefretle lanetlediler ve saldırılarda hayatını yitirenlere rahmet dilediler.
Sonra, programlarını erkenden bitirip, tıpkı GS’lı ve FB’li oyuncular, yöneticiler, teknik heyet ve taraftarlar gibi “dağılıp” evlerine gittiler.
Mutlaka evlerine gittiler. Çünkü, o pazar gecesi gidebilecekleri başka yer zaten yoktu.
İstanbul sarsılmıştı, yorgundu, üzgündü, yıpranmıştı, herkesi evlerine göndermişti!
Tıpkı, bir hafta önce hepimizi sarsan, yıkan, tiksindiren, nefret ettiren canlı bomba eyleminin sonrasındaki Ankara gibi.
Tıpkı, artık her kentinde alışveriş merkezlerine ya da şehrin “önemli” caddelerine yönelik canlı bomba saldırılarının yapılacağı söylentileri dolaşan bütün Türkiye gibi.
* * *
Maçın ertelenmesi kararının doğruluğunu ya da yanlışlığını yorumlamak gerçekten zor. Söylenecek olan, ülkenin asayişini ve halkın güvenliğini sağlamakla görevli olan tavandan tabana herkesin, neredeyse haftada bir canlı bomba saldırısı olmasındaki başarısızlığın, beceriksizliğin sorumluluğunu üstlenmesi ve gereğini yerine getirmesi.
* * *
Bu erteleme kararının, kuşkusuz futbolumuzun geleceği için kötü sonuçları olacaktır.
Liglerde oynayan takımların oyuncularının motivasyonunun darmadağın olmasından, maçlardaki performanslarının dışarıda olan bitenden -zorunlu olarak- etkilenmesinden söz ediyorum.
Bundan sonra belki de bir çok maçın ertelenme olasılığı, seyircinin kalabalık yerlere yaklaşmama dürtüsüyle maça gitmemesi, gergin toplum psikolojisinin sürmesinin kimin şampiyon olacağını ya da hangi takımın küme düşeceğini önemsiz kılması da işin başka boyutu.
Ayrıca emin olun ki, şu anda süper ligimizde “dünya yıldızı kontenjanından” forma giyen oyuncuların tümü, ayrılma çalışmalarına başlamıştır bile.
Bütün bu gelişmeler, ister istemez Türkiye’de bu sezon için “ligler bitti mi?” sorusunu akla getiriyor.