“İnsan özünde kötüdür” diye düşünenlerin aksine, iyilik olarak adlandırdığımız davranışların çoğu; işbirliğini, karşılıklılık ilkesini, adalet duygusunu içerdiği için hayatta kalmayı artıran bir eylem olduğundan evrimsel olarak insana daha çok yakışır.

İyilik kavramını anlatabilmek için çok bilinen bir öykü vardır: “İyiliksever birisi, dağıtmak için bir sepet ekmek almış. Fakat bir ihtiyaç sahibi bulamamış ve deniz kenarına inmiş; ekmekleri doğrayıp doğrayıp balıklara atmaya başlamış. Onu gören birisi, ‘Ne yapıyorsun sen?’ diye sormuş. O da, ‘Balıklara ekmek atıyorum; bu derya kuzularının belki karnı açtır’ demiş. Adam şaşırmış: ‘Balık iyilik bilir mi?’ diye sormuş. Adam bir yandan ekmekleri lokma lokma denize atarken, ‘Sen iyilik yap, denize at; balık bilmezse Hâlık (Yaratan) bilir’ diye yanıtlamış.”

Bu atasözü, kimsenin yaptığı iyiliğin boşa gitmeyeceğini anlatır. Yaptığın iyiliğin yararını görenler değerini bilmezlerse bile Allah ödülünü mutlaka verir. İyiliğinin karşılığını dünyada da verir, ahirette de, anlamında kullanılır.

Hocaların hocası, yaşayan filozofumuz İonna Kuçuradi (1936), “İnsan ve Değerleri” konulu bir toplantıda bu atasözünün insan tanımlaması açısından eksik olduğuna işaret ederek, “Balık da bilmesin, Hâlık da” diye konuşmasını sonlandırmıştı. Hoca, insan dediğin iyiliği karşılık beklemeden yapar demek istiyordu…

Varoluşçuluk ile ilgilenmiş Fransız filozof Albert Camus’nun (1913–1960) çok önemli bir sözü var: “Aydınlanmayla donatılmamış iyilik, size büyük bir kötülük olarak dönebilir.” Yani iyilik olarak düşündüğümüz davranış ve öğretiler içinde aydınlanma düşüncesi, çağdaşlık ve ilerleme fikri barındırmıyorsa insanlığın iyiliğine değil, belki de kötülüğüne yol açabilir.

Mesela Millî Eğitim Bakanımızı düşünün; her eylemi, mevcut iktidarı sürdürme, sağlamlaştırma ve safları sıklaştırmanın ötesinde, kuşkusuz kendine göre gelecek kuşaklara yapılmış bir “iyilik” olarak da anlaşılıyordur bazı kesimlerce. İşte tam burada Camus’nun lafı devreye giriyor: Aydınlanmayı içermeyen her “iyiyi isteme” ya da “iyi niyet” içinde kötülük barındırabilir. Çünkü sayın bakanın aldığı eğitim, bulunmuş olduğu çevre ve oluşturduğu düşünce yapısı aydınlanmadan nasibini alamamış olduğundan, yapmayı umduğu “iyiyi isteme eylemi” insanlığa kötülük olarak dönmektedir. Yaşayan filozofumuz İonna Kuçuradi buna “değer bilgisini” de ekliyor: İyiyi istemenin hem “aydınlanmayı” hem de “değer bilgisini” içermiş olması gerekir, diyor. Tabii burada değer yargılarımızdan söz etmiyor; gerçek anlamda değer bilgisinden bahsediyor. Sonuç olarak tek başına “iyi niyet” yetmeyebilir, zarar dahi verebilir. Bazı insanların iyiyi istemeleri ne yazık ki kötüyü istemekle eş değer olabilir…