Hani güç dengelerinin geçici olduğunu ve koşullar farklılaştığında kazananın değişebileceğini anlatan derinlikli bir Kızılderili atasözü vardır; "Sular yükselince balıklar karıncaları, sular çekilince karıncalar balıkları yer" diye, özellikle sosyal medyada sıkça karşımıza çıkar. Yani kimsenin bugünkü gücüne güvenmemesi gerektiğini, son kararı oluşan yeni koşullar belirler demek ister. Aynı şekilde yoksulların, açların karınlarını doyurduğunuzda “aziz” muamelesi yapanlar, yoksulların ve açların niye aç olduklarını sorduğunuzda sizi komünist olarak yaftalayabilirler. Yani size olan yaklaşımı sizin aç ve yoksullara olan yaklaşımınız belirler… Düşüncelerimizi ifade ederek gösteririz, beynimizin içinde yüzlerce binlerce düşünce dolaşır ve düşünce dilimiz sadece bize aittir, kimse o düşünceyi dışarıdan okuyamaz. Düşünce ifade edilmez ise diğerleri için, toplum için düşünce olmaktan çıkar. O zaman düşünce suçu da olmaz. İfade edilmemiş düşüncenin suçu olmayacaktır. Bu topluma özgür toplum denir mi? Düşünceni söyleyemiyorsan özgür de değilsin demektir…
Kavramlar, zıtları olmadığında erirler. Düzlükte her şey kaybolur. Gözümüz bir şeyleri görüyorsa bu, çıkıntılar ya da çukurlar sayesindedir. Işık varsa gölge de karanlık da zorunludur. Kötü, iyi kavramına muhtaçtır. Var olabilmek istiyorlarsa ikisi beraber belirmek zorundadır. Tokluk hissedebiliriz çünkü açlık da vardır. Haz duyarız çünkü acı kol gezmektedir… Artık günümüzde bütün ezberlerin bozulduğu bir dönemden geçiyoruz. Papa İran’ı ve Lübnan’ı desteklerken Müslüman ülkeler ABD ve İsrail’i destekliyor. Dayanışması gereken NATO ülkeleri patronları ABD’ye hava sahasını kullanma izni vermiyor. Gerektiğinde eline İncili alıp meydanlarda sallayarak nutuk atmaktan çekinmeyen popülist otokrat Trump, Papa ile savaş yüzünden “papaz” oluyor, kankası İtalyan başbakanı Meloni ile de bu yüzden arası bozuluyor. Dünyanın üretim motoru olan Batı, kripto para, fon ve borsayla oyalanırken son on yılda Asya ülkeleri üretimin merkezi oluyor. Bilimsel araştırmalarda başı çeken Batı uygarlığı yerini yavaşça Çin’e terk ediyor...
Hakikatler paradigma ve bilimsel temeller (episteme) üzerine kuruludur. Bunlar çağdan çağa değiştikçe hakikatlerde değişir. Mutlak hakikat yoktur, yani mutlak değişmeyen bir bilgi yoktur. Bu nedenle Karl Popper “yanlışlanabilirlik ilkesi” ile bir teorinin bilimsel sayılabilmesi için deneysel olarak çürütülebilir veya yanlışlanabilir olması gerektiğini savunan bilim felsefesi kavramını savunur. Günümüzde ise hakikat dediğimiz şey aslında güç ilişkilerinin açığa vurulması ve onların yorumlanmasına dönüşmüştür…