8 Mart Dünya Kadınlar Günü yaklaşıyor.
8 Mart’ta her zaman olduğu gibi siyasilerden kadınlara yönelik bolca iltifatlar ve vaatler duyacağız.
Pırıltılı reklamlar eşliğinde pazarlama faaliyetlerinin arttığına tanık olacağız.
Bu hareketli ortam içinde ne yazık ki kadınların gerçek sorunları yine görmezden gelinecek.
…
Oysaki ülkemizdeki kadınların çözüm bekleyen çok önemli sorunları var.
Bu sütunda defalarca yazdım, ısrarla gündemde tutmaya devam edeceğim.
Cinayetle sonuçlanan “kadına yönelik şiddet” olaylarındaki artışın üzerinde durmak gerekli.
Bu noktada anımsatalım: Son dönemde kadın cinayetlerinde yeni bir ifade kullanılıyor.
“Yüksekten düşerek ölüm” olarak kayıtlara geçen vakalar artmaya başladı.
“Balkondan düşerek ölen kadınların” haberlerine sıklıkla rastlıyoruz.
Bu tür olayların çoğunun “şüpheli ölüm” ya da “kadın cinayeti” olduğu ortaya çıkıyor.
Diğer yandan “intihar” olarak kayıtlara geçen şüpheli kadın ölümleri de az değil.
Raporlar vahim durumu açıklıkla ortaya koyuyor.
Her 3 günde bir 2 kadın şüpheli şekilde ölüyor.
2025 yılının ilk 10 ayında erkekler tarafından 198 kadın öldürülürken, 213 kadın şüpheli şekilde ölü bulundu.
Çok önemli bir sonuçla karşı karşıyayız.
Şüpheli ölümler, cinayetleri geçti.
Her şüpheli ölüm cinayet olmayabilir elbette ama vakalarda cinayet olasılığının yüksek olduğu görülüyor.
Bu noktada, ölüm nedeninin açık olmadığı; intihar, kaza ya da doğal ölüm gibi gösterilen durumlarda derinlemesine bir soruşturma yürütülmemesi kanıtların kaybolmasına yol açıyor.
“Etkin soruşturma” yapılması, konunun aydınlatılması bakımından büyük önem taşıyor.
…
Toplumdaki “cezasızlık algısı” da üzerinde durulması gereken başka önemli bir konu.
Daha geçen gün, cinsel ilişkiyi reddettiği gerekçesiyle cinayet işleyen kişiye Yargıtay, “haksız tahrik indirimi” uygulanmasını yerinde buldu.
Cinayeti işleyen kişinin cinsel yakınlık beklemesini “mümkün” olarak niteledi.
Bu ve benzeri birçok olayda yasaların olması gerektiği gibi uygulanmaması ve “haksız indirimler” kamu vicdanını derinden yaralamaya devam ediyor.
Halk arasında “kravat indirimi” olarak ifade edilen “iyi hâl indirimi” de cezasızlık politikasının bir parçası olarak yargı kararlarına olan güveni sarsıyor.
…
Genel olarak bakıldığında “kamu kurumlarının işlevsizleştirilmesi” de üzerinde durulmayı hak eden ayrı bir başlık.
İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması, kamu yönetimi nezdinde kadına yönelik şiddet uygulamalarına ilgiyi azaltmış durumda.
Koruma kararları etkin bir şekilde uygulanmuyor.
Kadınları güçlü kılmaya yönelik sosyal ve istihdam destekleri yetersiz kalıyor.
…
Diğer yandan “toplumsal cinsiyet eşitsizliği” sorunu derinleşerek kadınların yaşamını altüst etmeye devam ediyor.
Kadınların yaşam tarzına çok yönlü müdahaleler yapılıyor.
Kadınları sosyal yaşamdan ve çalışma hayatından alıkoymaya dönük “politik ortam” her geçen gün daha da güçleniyor.
Kadınlar üzerindeki “baskı ve kontrol kültürü” çok boyutlu olarak toplumsal kodlara yerleşmiş durumda.
…
Gelinen noktada erkek şiddetinin genel politik ortamdan beslendiği ortada.
Sürekli tekrarladığımız “kadın cinayetleri politiktir” söyleminin arka planını iyi görmek ve tüm toplum kesimlerine anlatmak gerekli.
Kadın hakları bakımından dikkat çekici bir gün olan 8 Mart’ta süslü, eğlenceli etkinlikler yerine kadınların yaşam hakkının korunmasına odaklanmak daha doğru olmaz mı?