Eskişehir’de bir meslektaşımız, 2,5 yıl önce boşandığı kişi tarafından güpegündüz, şehrin ortasında, bir AVM’nin açık otoparkında silahla vuruldu. Gerilimi fark edip zanlıyı sakinleştirmeye çalışan bir vatandaş da silahlı saldırının hedefi oldu. Hem meslektaşımızın hem de, olayı önlemeye çalışan vatandaşın şu an yaşamsal bir riski yok. Fakat meslektaşımız daha önce defalarca uzaklaştırma kararı almış, savcılık şikayetleri yapmış, zanlı hakkında ceza davaları açılmış, defalarca tedbir kararları verilmiş ancak bu kararlar şiddeti durdurmaya yetmemiş ve meslektaşımız kendisine yönelen şiddeti engelleyememişti. Yasal yolların tümünü bilen ve kullanan avukat dahi kendisini korumaya alamadı.
İronik olan ise saldırının gerçekleştiği saatlerde, Danıştay’da, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesine ilişkin karar davası görülüyordu. Peki İstanbul Sözleşmesi yürürlükteyken bu olaylar yaşanmıyor muydu elbette yaşanıyordu. Çünkü Türkiye bugüne kadar bu sözleşmenin ev sahibi ve ilk imzacısı olmakla övünse de hiçbir zaman yükümlülüklerini tam olarak uygulayamadı.
Halbuki İstanbul Sözleşmesinin dört temel ilkesi; kadına yönelik her türlü şiddetin ve ev içi şiddetin önlenmesi, şiddet mağdurlarının korunması, suçların kovuşturulması, suçluların cezalandırılması ve kadına karşı şiddet ile mücadele alanında bütüncül, eş güdümlü ve etkili işbirliği içeren politikaların hayata geçirilmesiydi. Evet kadına karşı şiddetin cezaları arttırıldı, ancak tek başına cezaların arttırılmasıyla bir sonuç almak mümkün değil. Eskişehir’de yaşanılan olayda ve geçmişteki diğer örneklerde görüldüğü gibi kadının korunması açısından yetersiz olmasının yanı sırda etkili bir soruşturma ve kovuşturma yürütülmediği için yasaların da eksik uygulanıyor.
Çünkü kadına karşı artan şiddet olayları bir zihniyetin sonucudur. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin önce zihniyette değişmesi gerekir. Bu da ancak eğitim politikaları ile mümkün. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması, siyasilerin toplumsal cinsiyet algısını pekiştiren açıklamaları, gerekçesiz iyi hal indirimleri, mağdurların korunamaması da kadına karşı şiddet eğiliminde olan kişileri toplumun yanında olacağı düşüncesi ile cesaretlendiriyor.