Ülkemiz, son günlerde yeni bir tartışma konusunun içine dalmış durumda.

İşledikleri iddia edilen suçlar nedeniyle haklarında fezleke hazırlanan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılması meselesi.

Öneri açık! Haklarında bugüne kadar fezleke hazırlanan milletvekilleri yargılanabilsin diye anayasaya geçici bir madde eklenecek ve kendileri “yalnızca” mevcut dosyalardan yargılanabilecekler.

Sonradan işlenecek “benzer suçlar” ise bu durumda kapsam dışı kalacak. Yani yeniden fezleke hazırlanması, yeniden Meclise gönderilip işleme konulması ve yeni dokunulmazlıkları kaldırma kararlarının alınması gerekecek.

Aslında mesele neden bu kadar çapraşık hale getiriliyor, neden milletin vekilleri, dışarıdaki herkesin derhal mahkeme önüne çıkarıldıkları eylem ve işlemlerden yargılanmak için “dönem sonunu beklemek” ayrıcalığına sahip oluyorlar belli değil!

Ya da belli de, bize belli değilmiş gibi geliyor!

Parlamenter dokunulmazlıkları, “demokrat” denilen pek çok ülkede var.

Ancak yalnızca “kürsü dokunulmazlığı” ile sınırlı.

Parlamenterler, siyasetin dışında kalan her konuda yargıç karşısına çıkabiliyorlar, yargılanabiliyorlar.

Bizde ise dokunulmazlık, adeta siyasal değil toplumsal statü!

Bir milletvekili ancak yasadışı bir eylemi ya da davranışı nedeniyle “suçüstü” halinde yakalanırsa yargılanabiliyor ve ceza alabiliyor.

Ne var ki, işlenen suçun “ağır cezalık” olması gerekiyor!

Bu konudaki en çarpıcı örnek, eski Siirt Milletvekili İdris Arıkan’ın, kendi bölgesinin milletvekili Abdürrezzak Ceylan’ı Meclis koridorunda silahla vurarak öldürmesi olayıdır. İdris Arıkan, bir başka milletvekiline silah çekince araya giren Abdürrezzak Ceylan’ı boğuşma sırasında silahının patlaması sonucu öldürmüştü.

Arıkan, 1989’da meydana gelen olayın ardından Ağır Ceza mahkemesinde “kasten adam öldürme” suçlamasıyla tutuklanmıştı. Ancak mahkeme, bir süre sonra olayın “dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu ölüme sebebiyet” olduğu sonucuna varmış ve suçun niteliği “ağır cezalık olmaktan çıktığı için” yargılama İdris Arıkan’ın milletvekili sıfatının sona ereceği dönem sonuna bırakılmıştı.

Bugün ise hem de anayasa değişikliği ile “suç işledikleri iddia edilen” milletvekillerine yargı yolu açılmaya çalışılıyor.

Meclis’te değişiklik görüşülürken, anlaşılan konunun ağırlığı “terör ve terör destekçiliği”ne dönecek ve büyük tartışmalar çıkacak.

AKP ve MHP’nin tasarıyla ilgili destekleri zaten belli. CHP lideri Kılıçdaroğlu da, zaman zaman ortaya koyduğu “cin fikirli siyasi manevralarından” birini daha yapıyor sanki!

CHP tasarıya destek verecekmiş!

Ancak tasarı geçerse, “nasıl olsa Anayasa mahkemesine bireysel başvuru hakkından yararlanan” bir mağdur milletvekili yüce mahkemeye gidermiş!

Anayasa mahkemesi de, “nasıl olsa anayasaya aykırı olan” değişikliği iptal edermiş!

Yani, bence, epeyce komik bir durum; Nasreddin Hoca fıkrası gibi!

Kılıçdaroğlu, Yüksek mahkeme yargıçlarının ilerideki “kanaatlerine” güvenip siyasal tavır ortaya koyuyor.

Hem de, destek olacağı değişikliğin anayasaya aykırı olacağını açıklıyor.

Anayasa mahkemesinin “doğru yönde” çıkacak bir kararının, kendisinin anayasaya aykırılığa destek vermesinin siyasal sorumluluğunu ortadan kaldıracağını sanıyor.

Oysa siyasal sorumluluklar, döner dolaşır bir gün hem kendisinin, hem de partisinin önüne çıkar.