Bu gün içlerinden birini seçip düşüncelerimi sizlerle paylaşsam sanki diğerlerini eksik bıraktığım için üzüleceğimi sandığım bir kaç konu var. Belki her biri bir yazı konusu ama vakit yok, güncelliklerini yitirecekler o zaman. Bu nedenle bu gün daldan dala atlayarak, söz edilmesi gerekenler arasında ufak bir gezinti yapacağız...

Dikkat ettiniz mi Batı'nın Türkiye'ye karşı sesi biraz daha gürleşti. Son olarak Avrupa Birliği ilerleme raporu her alanda eleştiri dolu. Bu nedenle AB Bakanı Volkan Bozkır raporu "Yok hükmünde sayacağız ve iade edeceğiz" diyor. Üç milyar Euro'luk mülteci anlaşması yapılırken "boşuna heveslenmeyelim bizi AB'ye almazlar, oyalıyorlar, hoş girmek isteyende yok ya" demiştik, ne kadar haklı olduğumuz ortada...

İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) toplantısı sonunda topluca çekilen aile fotoğrafına baktınız mı? O kadar erkek içinde tek kadın Surinam'ın Dışişleri Bakanı. Bu fotoğraf İslam ülkelerinin kadına verdiği değeri göstermiyor mu? Kadına gereken önemi vermeyen ülkeler uygarlaşabilir mi? Birde liderlerin hepsi Otoriter-İslamcı kimlikleri ile ön plana çıkmış kişiler. Bana göre yönettikleri ülkelerdeki mutsuz halk yığınlarını asla temsil edemeyecek olan insanlar...

Cumhurbaşkanı'nın Merkel'i zorlayarak kendisi hakkında program yapan Alman komedyen hakkında soruşturma açtırmaya çalışması, haklıda olsa Erdoğan'ın istediği şekilde sonuçlanamayacak bir çaba gibi duruyor. Çünkü Alman medyasında "Tayyip Erdoğan Türkiye'de uyguladığı yasakçı zihniyeti Almanya'ya taşımak istiyor" diye düşünenler gittikçe çoğalacaktır diye düşünüyorum. Cumhurbaşkanımızın fikir özgürlüğü konusundaki karnesi kendi özel çabası sonucu hayli kırıktır, bu da davayı mutlak etkileyecektir...

Cumhuriyet gazetesi yazarı Ali Sirmen Cumhurbaşkanını Kristof Kolomb'a benzetmiş. Hani başlangıçtaki AB'ye girme çabaları, cemaat tarafından orduya kurulan kumpaslarla askeri vesayeti kaldırma(!) adına atılan cesur adımlar, muhafazakar ama demokrat tutum takınmalar, hep yüzünün Batı'ya dönük olarak algılanmasına yol açmıştı. Meğerse "Batıya giderek doğuya varmak istermiş", herkes yeni anladı...

Beşiktaş'ın yeni stadı açıldı, yazmazsam olmaz. Her türlü protesto ihtimaline karşı seyircisiz yapılan açılış ve konuşmalarındaki iktidar yalakalığı hiç yakışmadı. Buradan şu anlaşılıyor ki futbol dibine kadar siyasete gömülmüştür. Bütün büyükler ve dahi tüm süper lig kulüpleri iktidarı arkasına almadan hiç bir şey yapamazlar. İki dakika delikanlı olup, eğilip bükülmeden duramazlar. Yazık oldu "futbolun sadece futbol olmadığını" bizlere öğreten Beşiktaş'a, yazık oldu güzelim Çarşı'ya...

MHP'nin, özelde de Bahçeli'nin dramı bizlere çok şeyler söylüyor. Muhaliflere geçit vermek istemeyen MHP lideri son olarak onları paralellikle suçladı. Gülmemek lazım, konu ciddi. Bahçeli'yi destekleyenlerin başında da AKP'lilerin gelmesi daha bir komik, ama yine gülmemek gerekli. Bir siyasi komedi bu kadar açık ve göstere göstere oynanır mı? Oyuna azıcık zeka katılamaz mı? Herkesi aptal mı sanıyorlar bunlar? Yok, yok herhalde öyle sanıyorlar! Haklı nedenleri de yok değil...