Beynimizin evrimsel olarak birbiri üzerine katlanan üç bölümden oluştuğunu daha önceleri yazmıştım. Bu katmanların en eskisi 500 milyon yıl önceye dayanan “beyin sapı”, 150 milyon yıl önceye dayanan “limbik sistem” (orta beyin / memeli beyni) ve son katmanda “neokorteks” dediğimiz Homo Sapiens’e ilişkin gelişen en yeni bölüm. Duygularımızdan sorumlu bölgeler Limbik Sistemin en derin, en karanlık, en merkezi bölgelerde yer alırken akılcı düşüncelerimiz ve zihinsel faaliyetlerimiz beyin yarı kürelerini kaplayan ince kabuğun (neokorteks) içinde yer alır. Limbik sistemde doğan seks, saldırganlık gibi daha ilkel dürtüleri neokorteksin kontrol ettiği şeklindeki yeni bilgiler insanın gelişimi ile de uyumludur. Psikanalist olmadan önce nörolog olan Sigmund Freud daha sonra bu hiyerarşik çerçeveyi, nöroanatomiye hiçbir atıfta bulunmaksızın, psikanalitik kuramıyla birleştirmiştir.  Bu kuram çerçevesinde “Ego” ve “Süper Ego”nun neokorteksde yer aldığı, “İd”den kaynaklı dürtüler ise limbik sistemden kaynaklandığı bilgisi nöroanatomiyi ve psikanalizi birbirleriyle örtüştürür. Yüksek ve akılcı işleyişin görece düşük ve duygusal işleyişten kesin çizgilerle ayrışması, iyi-kötü, yüksek-alçak, siyah-beyaz gibi ikileştirme eğilimimize hitap etse de beynimiz böyle çalışmaz. Konuyu birlikte ele alır, duygusal tepkileri mantıksal süzgeçten geçirir ve karar verir…

Nöron dediğimiz sinir hücresi ağaç dallarına benzer dendrit denen algılayıcılar ve iletimi sağlayan akson denen uzantılardan oluşur. Beyinde bilgi aktarımı hem elektriksel hem kimyasaldır. Önce elektriksel sinir iletisi bir nöronun aksonunda ilerleyerek kimyasalların salınımını tetikler. Bu kimyasallar diğer nöronlarla buluşma noktası olan sinaps bölgesini aşarak diğer tarafa ulaşır ve bitişik nöronu elektriksel olarak harekete geçirir. Bu durum hücresel düzeydeki değişimi gösterir. Bu değişimler birleşerek beyinin “plastisitesini” oluşturur. Plastisite dediğimiz beynin esnekliği en belirgin şekilde bebeklikte gözlenir. Hayatın ilk aylarında beyin hücreleri çevreyle etkileşime girerek birbirleriyle iletişim ağları oluştururlar. Yeni deneyimler bu bağlantıların sayısını artırır. Bir bebeği ışık, ses ve insan temasından yoksun bırakırsanız büyüme ve gelişme sekteye uğrar. Laboratuvar hayvanlarının beyinlerindeki nöron başına sinaptik bağlantı sayısının yalıtılmış hayvanların beynine kıyasla yüzde yirmi beş daha fazla olduğu görülmüştür. Çevrenin zenginleşmesi beyin gelişimi ve performansının gelişmesine yol açar. Aynı süreç erişkinlikte ve hatta yaşlılıkta da geçerlidir. Yani esnekliğin önemi sadece bebeklik ve çocuklukta geçerli değildir. Beynin plastisitesi sayesinde beynin performansı çevrenin zenginleştirilmesi yoluyla her zaman geliştirilebilir. Zamansal olarak durmuş ya da geriye gitmiş bir beyin performansı ancak başka bir dünya olduğunu ona gösterene kadar aynı kalır. Bu acıklı durumu kırmak, farkındalığın artırılmasını sağlamak pek de kolay bir iş olmasa gerek…
Not: Daha fazlası için “Akıl kullanım kılavuzu”, Richard Restak, Aylak Kitap 2016