Sosyal medya artık yalnızca yetişkinlerin kendilerini ifade ettiği bir alan değil. Bugün çocuklar da çoğu zaman kendi iradeleri dışında bu geniş kamusal alanın bir parçası hâline getiriliyor. Doğum anlarından okul gösterilerine, tatil fotoğraflarından aile içindeki özel anlara kadar pek çok görüntü, ebeveynler tarafından sosyal medyada paylaşılıyor. Çoğu zaman bunun arkasında kötü bir niyet yok. Anne babalar, çocuklarına duydukları sevgiyi, gururu ya da bir hatırayı paylaşmak istiyor. Ancak iyi niyet, her zaman doğru ve güvenli bir sonuç doğurmuyor. Çünkü paylaşılan her fotoğraf ya da video, yalnızca o ana ait masum bir hatıra olarak kalmayabiliyor. Çocuğun mahremiyeti, kişilik hakları ve gelecekte bu görüntülerden nasıl etkileneceği de düşünülmesi gereken önemli başlıklar arasında yer alıyor. Bugün sevimli görünen bir paylaşım, yıllar sonra çocuk için rahatsız edici, utandırıcı ya da zarar verici bir hâle gelebilir. Bu nedenle ebeveynlerin sosyal medyada çocuklarına ilişkin paylaşım yaparken yalnızca kendi duygularını değil, çocuğun üstün yararını da gözetmesi gerekiyor. Sevginin bazen paylaşmakla değil, korumakla gösterildiğini hatırımızda tutmamız gerekir.

Bugün tartışmamız gereken mesele, anne babaların çocuklarını sevip sevmediği değildir. Elbette aileler çocuklarıyla gurur duyar. Mesele, çocuğun özel hayatının, bedeni üzerindeki tasarruf hakkının ve gelecekteki dijital kimliğinin, çocuk henüz bunun anlamını kavrayamayacak yaştayken başkaları tarafından kurulmasıdır. Çocuğun fotoğrafı, videosu, sesi, adı, okulu, yaşadığı mahalle, günlük rutini ve hatta hastalık bilgisi kişisel veridir. Bu bilgiler sosyal medyada paylaşıldığında artık yalnızca aile albümünün bir parçası olmaktan çıkar. Ekran görüntüsü alınabilir, kaydedilebilir, başka hesaplarda kullanılabilir, yapay zekâ araçlarıyla dönüştürülebilir ve bağlamından koparılarak yayılabilir. İnternete bırakılan iz, çoğu zaman aile bireylerinin düşündüğünden çok daha kalıcıdır. Hukuki açıdan bakıldığında çocuk, anne babasının mülkiyetinde olan bir varlık değildir. Çocuk, bağımsız kişilik hakkına sahip bir bireydir. Velayet hakkı da sınırsız bir temsil yetkisi değil, çocuğun üstün yararı için kullanılan bir sorumluluktur. Bu nedenle, “Ben annesiyim, ben babasıyım, paylaşırım” yaklaşımı hukuken de etik açıdan da yeterli değildir.

Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, çocuğun özel yaşamına keyfî ya da haksız biçimde müdahale edilemeyeceğini; onur ve itibarının korunması gerektiğini açıkça kabul eder. Türk hukukunda da çocuğun kişiliği, özel hayatı ve kişisel verileri koruma altındadır. Kişisel Verileri Koruma Kurumu kararlarında ise çocuklara ait fotoğraf ve videoların paylaşımında açık rıza, aydınlatma, amaçla sınırlılık ve ölçülülük ilkeleri özellikle önem taşır.

Burada en kritik kavramlardan biri “rıza”dır. Çünkü küçük yaştaki bir çocuğun, sosyal medyada paylaşılmasının gelecekte ne anlama gelebileceğini değerlendirmesi çoğu zaman mümkün değildir. Kendisine “Paylaşabilir miyim?” diye sorulan bir çocuk, çoğu zaman anne babasını memnun etmek ister. Bu nedenle çocuğun susması, gülümsemesi ya da itiraz etmemesi gerçek anlamda rıza olarak kabul edilmemelidir. Çocuğun yaşı, gelişim düzeyi ve paylaşımın niteliği ayrıca dikkate alınmalıdır. Özellikle okul formasıyla, ev adresini belli edecek biçimde, çıplaklık içeren ya da çocuğun ağlarken, hastayken, cezalandırılırken, utandırılırken veya savunmasız bir anındayken paylaşılan görüntüler ciddi sakıncalar doğurur. Bu görüntüler bugün “komik” ya da “tatlı” bulunabilir. Fakat çocuk büyüdüğünde, bu kayıtların kendi onurunu zedelediğini düşünebilir. Dahası, bu tür paylaşımlar çocuğu akran zorbalığına, dijital istismara ve kötü niyetli kişilerin takibine açık hâle getirebilir. Bu nedenle çocuklara ait görüntüler paylaşılırken yalnızca o anın duygusu değil, çocuğun bugünkü güvenliği ve gelecekteki itibarı da dikkate alınmalıdır.

Bu noktada ebeveynler tarafından yapılacak paylaşımın gerçekten çocuğun yararına mı, yoksa ebeveynin görünürlük ihtiyacına mı hizmet ettiği sorgulanmalıdır. Çocuğun yıllar sonra bu fotoğrafın internette bulunmasından rahatsız olup olmayacağı, paylaşımda okulunun, adresinin, günlük rutininin ya da özel bilgilerinin anlaşılıp anlaşılmadığı dikkatle değerlendirilmelidir. Ayrıca bu görüntünün başkalarının elinde kötüye kullanılıp kullanılamayacağı ve aynı paylaşım kendi hakkında yapılsa kişinin kendini rahat hissedip hissetmeyeceği de mutlaka düşünülmelidir.

Çocukların sosyal medyada teşhir edilmesi, modern çağın görünmeyen çocuk hakkı ihlallerinden biridir. İhlal çoğu zaman sevgi diliyle, aile hatırası görüntüsüyle ve masumiyet perdesiyle ortaya çıkar. Oysa çocuğun mahremiyeti, anne babanın beğeni alma arzusundan daha değerlidir. Çocukların çocukluklarını yaşamaya, hata yapmaya, değişmeye, büyümeye ve ileride kendi kimliklerini kendilerinin kurmasına hakları vardır. Sosyal medya çağında ebeveynlik, yalnızca çocuğu fiziksel tehlikelerden korumakla sınırlı değildir; onun dijital izini de korumayı gerektirir. Unutmayalım ki bugün paylaştığımız bir fotoğraf, yarının hukuki, psikolojik ve sosyal sorununa dönüşebilir. Çocuğun yüzünü değil, hakkını görünür kılmak gerekir.