Bu konuyu tasarladığımda, anlam olarak birbiriyle ilgisiz iki başlığı alt alta yazmıştım.

Sonradan sildiğim diğer başlık üç sözcükten ibaretti:

-Bu yazıyı yazmamalıydım!

Onun için de Cumhuriyet Gazetesi yazarlarından Orhan Bursalı’nın önceki günkü yazısına başlarken kullandığı o üç sözcükten esinlenmemdi. Yazar, yazısında bitmeyen gündemlerinden, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın “YENİ ve Eski” partilerinin arasında kalışı konusunu ele alıyor olmasıydı.

Bir de doğal olarak Mansur Bey’in gündemi tamamlayan Sayın Cumhurbaşkanı’nı ziyaretinde medyaya servis edilen fotoğraf.

Olumlu anlamda bu konuyu irdeliyordu yazısında. Niye “yazmamalıydım” diyerek başlıyordu? Bunu merak edenler yazıyı bulup okuyabilirler.

Benim konum ise yukarıda kullandığım başlık!..

Aidat ne ola ki!..

Elbet biliyoruz ne anlama geldiğini. Buna rağmen internete başvurdum, anlamı üzerine!.. Sözcüğün alt başlıklarına ilişkin onlarca bilgi veriliyordu. İlginçtir, bunların çoğunluğu “apartman ya da site” aidatlarına ilişkin konularla ilgili meraklıların araştırmalarına aitti.

Öyle ya, yakın zaman haberleri bununla ilgili yakınmalardan oluşuyordu. Yakınmalar haklı ya da haksız, hep birlikte yaşadığımız hayat pahalılığının bir parçasıydı ama gerçekti…

Benim algılamam ise biraz farklıydı. Buna göre fark şuydu:

“-Aidiyetin bir bedeli olmalı ve ödenen o bedeldir…”

O hâlde “ne anlama” geliyor?

“Aidiyet duygusu: Bir kişinin ‘kendisini bir topluluğun, grubun veya yerin’ bir parçası olarak görmesi ve orada kabul gördüğünü hissetmesidir.”

Sanırım bu özet tanımlama, aidiyet kadar onun bedeli olan “aidatın” önemi için de yeterlidir.

---

Pek farkında değiliz ama yetişkinler olarak, belki bilerek ya da isteyerek bir topluluğun, grubun veya bir yerin üyesiyizdir. Dolayısıyla, bu bilincin ya da isteğin bedelini ödemeliyiz, değil mi?

Öyle de isteğimiz bir yana, bedel ödemeye gelince pek istekli değiliz maalesef. Üstelik de zorlama olmaksızın katıldığımız o topluluğun hukuki yapısını oluşturan tüzüğünde “aidat şartı” ilk yazılan kurallardan olmasına karşın!...

---

Nedir isteyerek ya da “mecburiyetten” üye olduğumuz kuruluşlar?

En başta mesleki dayanışma dernekleri. Örneğin bizim Gazeteciler Derneği. Şu anda 100’e yakın üyesi vardır ama aidat ödeyen tek üyenin olduğunu sanmıyorum!.. Aynı şekilde benzer diğer derneklerin de...

Nasıl ayakta kaldıkları da ayrı konu. Bir başka yazıda anlatırız umarım!..

Günümüzde meslek örgütleri ki adları “oda” olarak anılmakta. Sanırım onların üyeleri de aynı anlayışta ki oralarda aidatlar birtakım yasal zorlamalar nedeniyle ödenebilmekte…

Çay SimitSiyasi partilerde durum…

Aidat konusuyla ilk olarak 1973 yılı başlarında CHP üyeliğim ile başlamıştı. Giriş aidatı ödediğimi hatırlıyorum. Sonrası yok!.. Ta ki 977’de Belediye Meclis üyesi seçilene kadar. Bağlı olduğum ilçe başkanlığı, yılın ilk oturumlarında üyelere ödenen “huzur haklarını” partiye gelir olarak, aidat olarak el koyasıya kadar!..

Peki günümüzde durum ne? Belirsiz bence!.. Örneğin günümüzde 10 milyon üyesi olmakla övünen AKP’de durum. Aidatı “1 Türk Lirası” varsaysak;

-Ayda 10 milyon. Yılda 120 milyon etmez mi!..

Diğer partilerde de durumun çok farklı olmadığını sanıyorum!.. Yani:

-Aidiyetin bedeli (0) sıfır!..

---

Mutlak Butlan nedeniyle zorunlu olarak ayrılan Özgür Özel ve 100’e yakın milletvekilinin kurucusu olduğu YENİ Parti, zorunluluktan “Bağış ve üye kampanyası” başlattı. Şükür, ikisi de halkımızdan büyük ilgi gördü, görüyor. Üye sayısının milyona ulaşacağı söyleniyor. Bağışların da milyara…

---

Birkaç gün önce, YENİ’ye üye olan sevdiğim bir emekli arkadaşa aidatın ne kadar olduğunu sordum. “50 lira” olarak işaretlemiş!.. Bir süre düşüne kaldım:

“Ya arkadaş, ayda bir içsen de, iki çay, bir simit 50 lira!..”

Diyemedim, üzüldüm…