-Parti üyesi delegeye, “Beni, benim isteklerim doğrultusunda temsil et.” diye yetki verir…
-Parti delegesi, parti yönetimine…
-Parti yönetimi, genel başkana…
-Oda, dernek, kulüp üyesi, başkan ve yönetime…
-Vatandaş, belediye başkanları ve milletvekillerine…
-Seçmen ise ülkeyi yönetenlere yetki verirken söz konusu yetkiyi, “Beni, benim isteklerim doğrultusunda temsil et.” diye verir…
---
Yani…
Verilen her yetkide, yetki verenin ortaya koyduğu bir şart vardır aslında…
O şart, “Sana yetkiyi veriyorum ama sen bu verdiğim yetkiyi kullanırken önce benim isteklerimi, çıkarlarımı ve düşüncelerimi dikkate alacaksın.” şartıdır…
Ama-fakat-lakin…
Her şey yetkiyi alıncaya kadardır bizim ülkemizde…
Yetkiyi eline alanlar, bu yetkiyi kullanırken kendisine bu yetkiyi verenleri dikkate dahi almaz…
Yetkiyi canı nasıl istiyorsa, işine nasıl geliyorsa ve hiç kimse umurunda olmadan kullanır…
Kendisine yetki verenlere, “Siz nasıl düşünüyorsunuz? Ben şimdi ne yapayım? Nasıl bir karar vereyim?” diye sormayı fuzuli bulur.
Hiçbir zaman yetkiyi veren adına düşünmez…
Çünkü…
O artık kendince tam yetkilidir…
---
İşte, yetkiyi veren de yetkiyi alan da bu sisteme alıştığı için ve bu sistemin değişeceğine inanmadığı için Yeni Parti'nin uygulamaya geçireceğini açıkladığı “Adayları üyeler belirleyecek, delegelik pasif ve üye tercihinin onay makamı olacak.” yöntemi toplumda inandırıcı bulunmuyor.
---
Üye iradesinin yok sayılması öylesine kanıksanmış ve zihinlerde o denli değiştirilmez hâle gelmiş ki üyelerin ilçe, il, belediye başkanı ve milletvekili adayı belirleyebilme ihtimali kafalarda hâlâ şüphe götürüyor...

HİZMETİ ENGELLE, YETERSİZ İLAN ET...
1968-80 yılları arasında Çanakkale Belediye Başkanı Reşat Tabak, ilk kez Halk Ekmek Fabrikasını hayata geçirerek halkın temel gıda maddesine ucuz erişimini sağlıyor.
---
1973-77 yılları arasında Ankara Belediye Başkanı Vedat Dolakay, sosyal konut projelerine ağırlık vererek barınma sorununa çare olmaya gayret gösterirken, kamusal alanların rant yerine halka tahsis edilmesine ve sosyal tesislerin yapımına ağırlık veriyor.
---
1973-77 yılları arasında İstanbul Belediye Başkanı Ahmet İsvan, Halk Ekmek Fabrikalarını İstanbul'un ilçelerine yaygınlaştırıyor.
---
1973-80 yılları arasında İzmir Belediye Başkanı İhsan Alyanak, üretici birliklerinden aracısız temin ettiği ürünleri tanzim satış mağazalarından halka ulaştırırken, buranın geliri ile varoş mahallelere yol, su ve elektrik götürüyor.
---
1977-80 yılları arasında Sakarya Belediye Başkanı Ünal Ozan, kadın haklarını öne çıkaran projeleri hayata geçiriyor, dezavantajlı kesimlere özel projeler yapıyor.
---
Bu belediye başkanlarının ortak özelliği; halkı karar alma süreçlerine bizzat dâhil etmek, yerel demokrasiyi daha da güçlendirmek, yoksullukla mücadele etmek ve sosyal adaleti sağlama düşüncesine yönelik bir yönetim anlayışı içinde olmalarıydı...
---
Ancak...
Sözünü ettiğimiz yıllarda iktidar olan Millî Cephe hükümetleri, bu uygulama ve projeleri sürekli ideolojik bir tehdit olarak nitelendirdi.
Sağ hükümetler, bu uygulama ve projelerin yapılmaması için sürekli zorluklar çıkardı.
Bakanlıklardan izinler verilmedi, soruşturmalar açıldı, toplumcu uygulamaların önü kesilmek istendi.
Amaç, “Hizmetleri engelle, sonra yetersiz ilan et.” politikasıydı.
---
İşte, iktidarların o günlerden başlayan bu politikaları, üzerinden yıllar geçmesine rağmen hiç değişmedi.
Bugün dahi muhalif belediyelerin toplumcu, sosyal ve kültürel projeleri ideolojik bir tehdit olarak algılanıyor.
Ta o günlerden bu yana eleştiriliyor ve engelleniyor...
KİMSENİN SATAMADIĞI, KİMSENİN ALAMADIĞI...
Mahalle kahvecisi, kahveye zam yapmak durumunda kalır.
Bunu duyurmak için de duvara şu yazıyı asar:
“Kahve Yemen'den gelir, yolu ırak. 30 kuruş artık yetmez oldu, 50 kuruş bırak.”
---
Ertesi gün bir müşteri, bu yazının altına şu notu bırakır:
“Kahve Yemen'den geliyorsa yolu sapa, 30 kuruş yetmiyorsa kahveni kapa.”
---
Yukarıdaki fıkra bugün resmen hayata geçmiş vaziyette.
Yaşanan ekonomik krizin yol açtığı hayat pahalılığı, maliyetleri artırdı.
Artan maliyetler fiyatlara yansımaya başladı.
---
Esnaf (gerçi bazıları bu olayı bir hayli abarttı ama) sattığı ürüne zam yapmak durumunda kaldı.
Fakat...
İnsanların geliri artmadığı ve var olan gelir de her gün enflasyon karşısında eridiği için insanlar, yapılan bu zamlar karşısında hiçbir şey alamaz hâle geldi.
Yani...
İnsanlar müşteri olamaz, esnaf da müşteri bulamaz oldu.
---
Hâl böyle olunca...
İflas etmemek için zam yapmak durumunda kalan esnaf, şimdi de zam yapmak durumunda kaldığı için müşteri bulamaz hâle gelip yine iflas etme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.
---
Vaziyete bakılırsa bundan sonrasını “Kimsenin alamadığı, kimsenin de satamadığı” bir ortam bekliyor.
---
Görünen o ki bu sonbahar ve kış çok zor geçecek...