Gariptir bir önceki yazımda da sevgili Cevdet Selvi ile yazdığım yazının bir yerinde şöyle bir tanımlama yapmıştım:
-68’lilerin ilk eylemcilerinden…
Elbet kendilerini böyle tanımlayan bir kuşak yoktu. O isim 80’lerden sonra dillendirilmeye başlandı. Kimdi onlar? 70’li yıllarınbaşında18-25 yaşlarındaki, başta üniversite gençliği olmak üzere aktif gençlerden oluşan devrimci bir yapının oluşturduğu bir nesil diyelim.
Deniz Gezmiş ve arkadaşları o kuşağın somut temsilcilerinden oluştuğu…
Bende kendimi o kuşaktan sayanlardanım….
***
Bilgisayarı açıp Cevdet Selvi yazısına şöyle bir göz attıktan sonra, Cumhuriyet’in iinternet sayfasına geçmiştim ke, sitenin en üstünde yer alan bir kutunun içindeki başlıktaki haberi inanmaz gözlerle okuyorum:
-Gazetemizin 60 yıllık hafızası Şükran Soner’i kaybettik…
Hem sendikal (Türkiye Gazeteciler Sendikası) faaliyetlerden tanışıklığımız, hem de Cumhuriyet’teki köşesinden aşinalığım canlandı belleğimde…
‘Kim bu kız Hüsnü?’
Yılı 1970 olmalı. Bir meslek sendikamız var ama epeydir kapalı. TGS’nin o zamanki Mali Genel Sekreteri Sadullah Usumi (sonradan Genel Başkan ve Milletvekili) geliyor şehrimize. Kapalı oda açtırılıp, mum ışığında 10-15 kişinin katılımıyla tamamlıyoruz kongreyi !..
O kongrede Başkan İrfan Uğurluel, Mehmet Aktop, ben ve bir arkadaş daha merkez Genel kurul delegesi olarak seçiliyoruz. 1 ay kadar sonrasında merkez genel kurulu için İstanbul’dayız.
Cağaloğlu’nda, İran Başkonsolosluğu karşısındaki bina İstanbul Gazeteciler Cemiyeti’nin. Sendikaya ait 1. Katta 3 ada Sendikaya tahsisli odaların önündeki beş metrekare genişliğindeki koridora sandalyeler dizilmiş. Ortası da, konuşmacı kürsüsüne doğru açılmış bir koridorun arkalarında bir yerde oturuyoruz.
Bir ara yanımızdaki koridordan bir genç kız ilerliyor. Hafif diz üstü mini etekli genç kızı geçip kürsüye doğru ilerliyor. İrfan abi bana dönüp “kim bu kız Hüsnü?” diye soruyor, “Bilmiyorum” diyorum. Biraz sonra divan başkanının anonsundan öğreniyoruz:
-Buyurun sayın Şükran Ketenci!..
O soyadın TMTF başkanlarından Ahmet Güryüz Ketenci’den alındığını da…
O adı Cumhuriyet Gazetesi’nin Sendika Haberleri sayfasından tanıyoruz.
Bir komplonun tanığı Şükran abla!..
Başlık bana ait değil, sevgili meslektaşım Barış Pehlivan’ın Şükran Soner’i andığı yazının başlığıdır. Soner’in “Bizim 68’liler” kitabından alıntılarla derlenmiş bir yazı özetle anlatmaya çalışayım.
Şükran abla Ahmet Güryüz Ketenci ile evlenmiş taze gelindir. O günlerin geleneklerine göre yakın arkadaşlarına, hısım akrabaya evinde davetler vermektedir. Andığı yemeğin davetlileri İlhan Selçuk Ali Sirmen Raif Ertem ve10 kişiyi tamamlayan diğer isimler. Kitabındaki anlatımdan aktaralım:
“İlk evimizi ben bulmuştum. Gerçekten bir rastlantı olarak sonradan MİT’te önemli üst görevlerde olduğunu öğreneceğimiz, o tarihlerde hepimizin sıkı solcu bildiği öğretim üyesi Mahir Kaynak ile altlı-üstü komşu olacaktık. (…)
Yemeklerim hazırdı. Yine de biraz gecikmeli işten döndüğüm merdivenleri çıkıyordum ki Mahir Kaynak kendi kapasının önünde için koşturarak merdiven başında yolumu kesti. “Hiç telaşlanma, güzel bir rastlantı bana da ortak çevreden dostlar, Cemal Madanoğlu Paşa ve arkadaşları geleceklerdi. Ahmet’le senin yemekleri bizim eve , masaya taşıdık. Odtak bir sofra kurduk, konukları birleştirdik. Çoğu geldiler sofraya oturdular bile. Ama hep erkek olduk. Siz iki Şükran konuklara hoş geldiniz dedikten sonra çocukları alıp sizin kata çıkarsınız.”
***
Evet Şükran Soner’in bir komploya tanıklığı bu kadardır. Zira Cemal Madanoğlu Paşa ve arkadaşları 12 Mart 1971 cuntacıları tarafından tutuklanacak ve yargılanacaklardır. Aynı şekilde o toplantıda Şükran’ın davetlisi İlhan Selçuk da tutuklanacak, ünlü Ziverbey köşkünde işkenceden geçirilecektir.
Sanırım bu olay, sevgili Soner’in Ahmet Güryüz Ketenci ile evliliği sonlandırmasının nedenlerinde biri olacaktır.


