Ortaçağ İslam Felsefesi 900 ile 1300 yılları arasında en verimli çağını yaşamıştır. Batı yetişmiş olan İslam filozofları üzerinden Aristoteles ve Platon’u yeniden yorumlayıp Rönesans’a ulaşmıştır. Bu filozoflar içinde İbn Bacce, “Tedbiru l-Mütevahhid” adlı eserinde "yalnız adamın alacağı önlemleri" anlatır. Toplumu erdemli kentler ve erdemsiz kentler diye ikiye ayırır. Erdemli kentte her şey mükemmel, uyumlu ve sağlıklıdır, hekimliğe bile gereksinme yoktur. Sorun erdemsiz kentlerdedir ve asıl soruyu sorar; “erdemsizliğin hüküm sürdüğü bir toplumda, erdemli bir insan yaşamını nasıl sürdürebilir?” Etkilendiği büyük filozof Farabi’de aynı konu üzerinde düşünmüş, “bozulmuş toplumdaki insan kendisinin de bozulmasını engellemek için bulunduğu yerden göç etmelidir” diyerek görüşünü belirtmesine karşın, İbn Bacce aynı toplum içinde kalmasını ve bir yabancı gibi yaşamasını, “kendisinin de bozulmasına izin vermeyerek” yalnızlığını yönetmesini öğrenmesi gerektiğini öğütleyerek Farabi’den ayrı düşmüştür. Günümüzde yaşananlar, 14 Mart Tıp Bayramını kutlamamız gereken günlerde hekimlerin hak arayış adına kulaklarımızı tırmalayan çığlıkları, 2021 yılında 1405 hekimin yurt dışına gitmek için sicil belgesi istemesi bana bu iki filozofun “erdemli kalabilme” savaşımını anımsattı…
14 Mart Türkiye'de modern tıp eğitiminin başladığı gün olarak kabul edilir ve "Tıp Bayramı" olarak kutlanır. Ancak ilk kutlama, 1919 yılının 14 Mart'ında işgal altındaki İstanbul'da gerçekleşmiştir. O gün, tıbbiye 3. sınıf öğrencisi Hikmet Boran'ın önderliğinde, tıp okulu öğrencileri işgali protesto için toplanmış ve onlara devrin ünlü doktorları da destek vermişti. Böylece tıp bayramı, tıp mesleği mensuplarının yurt savunma hareketi olarak başlamıştır. Yani kökeninde isyan vardır…
Pandemi döneminde ardı ardına yitirilen sağlık çalışanları, her gün şiddete maruz kalıp can korkusu yaşayanlar, yoksulluk sınırının altına mahkum edilen hekimler, açlık sınırının altında ücretlerle yaşamak zorunda bırakılan emekliler, kölelik koşullarında çalışmaya zorlanan gencecik doktorlar hala bazılarının dillerindeki nefret söylemi ile anılıyorlar: “Varsın gidiyorlarsa gitsinler, bizler de üniversiteleri yeni bitiren doktorlarımızı istihdam ederiz. Gerekirse yurtdışından ülkemize dönmek isteyenleri davet eder, istihdam ederiz”. Neresinden tutsanız dökülen bu ifade biçiminde; toplumun önünde hekimliği para için hareket eden bir meslek grubu konumuna düşürerek aşağılama gayreti ve kendi “yönetememe sorunu” gözden kaçırmak var. 70 yıldır giderek artan oranda bu ülkenin niteliksizinin nitelikliyi ezmeye çalışması önlenemez bir kader midir? “Beni Türk hekimlerine emanet ediniz” diyen bakış açısından, “Varsın gidiyorlarsa gitsinler” diyebilen bir yönetim tarzına evrilmiş olmak ne kadar da acı. Filozoflar gibi bir tartışmaya girmeye gerek yok, hekimler hiçbir yere gitmiyorlar, gidecek olanlar bellidir…