Siyaset felsefesi, gücün, otoritenin, adaletin ve özgürlüğün doğasını anlamak için Antik Yunan’dan günümüze kadar evrilen rasyonel bir düşünce sürecidir. Siyaset, insanın toplumsal doğasından kaynaklanır. Siyaset felsefesi ise tarihsel olarak Platon ve Aristoteles’ten bu yana iyi yaşam, adalet ve ideal devlet düzeni hakkında düşünceler üretir. Orta Çağ’da siyaset yön değiştirmiş, din, devletin ve otoritenin ilahi kaynağı olarak görülmüştür. Modern dönemde egemenlik, sosyal sözleşmeler, laiklik ve birey hakları üzerine kurulmak istenmiş, siyaset dinden bağımsızlaşmıştır. Devletin ve iktidarın kaynağı ilahi iradeden çıkarılıp “toplumsal sözleşme” ile bireylerin rızasına dayandırılmıştır. Günümüzde ise “Post-Modern” ya da “Yeni-Gericilik” dediğimiz akım, iktidarın eleştirisi, birey-toplum çatışması ve modernitenin sorgulanması şekline dönüşmüştür. Bu dönemde siyaset artık sınıf temelli olmaktan çıkıp etnik köken, mezhep, cinsiyet, yaşam tarzı ve kültür gibi kimlik eksenli bir yapıya bürünmüştür. Adalet teorileri yeniden tanımlanmış, birey odaklı evrensel demokrasinin yerini grup ve cemaat odaklı talepler almıştır. Her dönem kendine özgü filozoflar yetiştirmiş, bunlar düşünceleri ile toplumları etkilemişlerdir…
Antik Yunan’dan beri çeşitli devlet yönetim biçimlerine çeşitli adlar verilir. Sıklıkla kullanılmasa bile siyaset felsefesinde tek sözcükle içine büyük anlamlar sığdırılan yönetim biçimleri üretilir. Çok kullandığımız “Demokrasi” onlardan biridir. Sözcüğün son kısmı “kratos”; iktidar, yönetme, güç anlamına gelmektedir. “Demos” sözcüğü ise halk, yurttaş topluluğu gibi pek çok anlamı olan bir sözcüktür. Halkın kendi kendisini yönetme biçimi olan “Demokrasi” böyle üretilir.
Onun kadar sıklıkla kullanılmasa da “kakistokrasi”, en niteliksiz, liyakatsiz, beceriksiz ve ahlaki olarak yozlaşmış kişilerin iktidarda olduğu yönetim biçimi demektir. Kelime kökeni, Eski Yunancadaki “en kötü” anlamına gelen “kakistos” ile yine yönetim, güç anlamına gelen “kratos” kelimelerinin birleşmesiyle oluşmuştur. Günümüzde demokratik ülkelerdeki popülist ve yetersiz yönetimleri eleştirmek amacıyla sıklıkla kullanılmaktadır.
Kleptokrasi ise yağma düzeni anlamına gelip bir ülkede iktidarı ele geçiren bir ailenin ya da siyasal veya dinî grubun, o ülkenin kaynaklarını sistemli olarak soyması demektir ve kısaca “hırsızlar rejimi” anlamına gelir. Yunanca hırsız anlamına gelen “kleptes” ve daha önce açıkladığımız “kratos” kelimelerinin birleşmesinden türetilmiştir. Demokrasinin bütün kurumlarıyla yerleşmediği ülkelerde görülen bu durum, o ülkelerin gelişmesinin önündeki en büyük engellerden biri olarak görülmektedir.
Kleptokrasi ile yönetilen bir ülkede yozlaşmış politikacılar, kendilerini hukukun üstünlüğünün dışında tutup yandaş komisyonlar, rüşvetler ve özel ayrıcalıklar yoluyla devlet fonlarını kendilerine ve ortaklarına yönlendirerek gizlice zenginleşirler. Bununla birlikte, “kleptokratlar” genellikle elde ettikleri kârlarının büyük kısmını, iktidarlarını kaybetme ihtimaline karşı, yurt dışındaki bankalarda muhafaza ederler.
Tüm bu bilgiler Wikipedia’dan alınma olup siyaset bilimi ve felsefesinin, eğer öğrenilirse, ne kadar önemli bilgiler içerdiğinin bir göstergesidir…