Geçen hafta Çanakkale 18 Mart Üniversitesi’nde Uluslararası Troya Kongresi’nde yaptığım konuşmada izleyicilere “Merhaba Troyalılar!” diye seslenince bir alkış patladı.

Demek ki çoğu öğrencilerden oluşan bu topluluk, Troyalı kimliğinden hoşnuttu, hatta onunla kıvanç duyuyordu. Bunun böyle açıkça ve coşkulu biçimde dışavurulması, Troya ile biz Türkler arasındaki 150 yıllık inişli çıkışlı ilişkinin yeni bir evreye girdiğine işaret ediyordu:

Sahiplenme, görmezden gelme, mahcup flört, karşı çıkma vb. gibi darboğazlardan geçen ilişki artık açıktan alkışa layık görülüyordu.

Fatih Sultan Mehmet ve Mustafa Kemal’e atfedilen “Hektor’un öcünü aldık” ifadesi bir yandan, Troya gibi pagan harabelerini çanak çömlek olarak gören İsmail Kahraman zihniyeti öte yandan… Nerelerden geçilmişti!

Devran dönmüş, Troya da Anadolu’nun kültürel zenginlikleri içinde önemli bir yer almıştı. Bunda kuşkusuz son dönemdeki arkeolojik kazıların bulguları kadar popüler kültürün ve turizmin de önemli bir payı vardı.

Whatsapp Image 2026 09 28 At 13.27.59

TROYA’NIN CAZİBESİ

Benden önce Yunan bilim insanı Prof. Dimitris Plantzos ilginç ve eğlendirici bir konuşma yaparak Batı’nın Troya’yı nasıl “imal ettiğini” adım adım anlattı ve imalat sürecinin bugün de devam ettiğini söyledi.

Bu sürecin dinamosu belirsizlikti ve inşaat devam ettikçe belirsizlik azalacağına artıyordu. Ona göre Troya’nın cazibesinin temel nedeni de buydu. Her adım, her iddia, bulanıklığı dağıtacağına daha da çoğaltıyordu. Christopher Nolan’ın son filmi de bunun son örneğiydi. Şimdi de bambaşka şeyler tartışıyorduk.

Mitoloji uzmanı Prof. Plantzos’un mitosların belirsizlikten beslendiği ve ucu açık olduğu görüşüne, Ada adlı romanımda bu belirsizlikten yararlanmış bir yazar olarak ben de katılıyorum. Zaten bir şey hakkında her şey bilinirse olgu ortaya çıkar, mitos sona erer.

Ama gene de Troya mitosu devam etse de son kazılar ve Prof. Korfman’ın bulgularıyla mitoloji öznesi Troya’nın bir Anadolu kenti olarak belirginleştiğini söylemek yanlış olmaz.

Bu bulgular, Troya’nın Doğu-Batı ayrışmasındaki “sınırdaki” yerini netleştirmiş, olgulaştırmıştır.

Bu, tarihsel olduğu kadar coğrafi bir gerçektir. Bugün de geçerlidir. Öyleyse dünün Troyalıları ile bugünün Türkleri arasında yapısal ya da yazgısal bir süreklilik olduğunu rahatça söyleyebiliriz.

En azından bu bakımdan, Troyalılar Türk olmasa bile Türkler Troyalıdır!