Antik Yunan’da felsefenin temel taşları ve üç büyükler olarak anılan Sokrates, onun öğrencisi Platon ve onun da öğrencisi Aristoteles demokrasiyi makbul rejimlerden biri olarak görmezler. Öncelikle devlet yönetiminin uzmanlık gerektirdiğini düşünürler. Halkın devlet yönetimine katılması için eğitimli olmalarını ön koşul sayarlar. Bu anlamda halkın çoğunluğunun vereceği karara göre yönetilmek bırakın kusurlu olmayı, tehlikelidir. Çoğunluk bilgisizdir ve hâliyle kararları bilgiye değil kanaate dayalıdır. Kanaat de bilgi olmadığına göre her türlü yanılgıya açıktır. Kendi yararlarına olan şeyleri, halkın yararınaymış gibi anlatan ve onları buna ikna etmekte mahir olan hatipler, kolaylıkla yönetimi ele geçirebilirler. Bu da halkın kendi rızasıyla kaderini kötü yönetimlerin eline bırakması anlamına gelir. Öyleyse bilgisiz biri, sırf hitabeti ve ikna kabiliyeti yüksek olduğu için kendisini bilgiliymiş gibi gösterebilir. Liyakati olmasa da kendisini yönetici seçtirebilir. Hatta bu konuda şöyle bir örnek de verilir: Bir gemide yolcusunuz ve gemi o anda tehlike altında siz gemi içindeki bir yolcu olarak herhangi bir kaptanlık deneyimi olmayan diğer bir yolcuya mı güvenirsiniz yoksa geminin kaptanına mı? Burada işten anlamak, bilgi, deneyim ve liyakat devreye girer…
Sokrates, Platon ve Aristoteles bu eleştirileri yapalı yirmi beş yüzyıl geçmiş. Bu kadar ilerlemeyi sağlamış insanlığın demokrasinin defolarını yirmi beş asırda çoktan gidermiş olması gerekmez miydi? Bugün durum iki bin beş yüz sene öncesinden farklı mı? Halk kendini yönetme hakkını kimlere teslim ediyor? Demokrasi kisvesi altında çoğunluğun oyunu aldığını söyleyenler diğerleri üzerinde tahakküm yaratmıyor mu? Diyelim demokrasi işledi, yerel yönetimlere oy çokluğu ile seçilmişler geldi. Yargıyı elinde tutan siyasi erk adalet aracılığı ile seçilmişlerden yetkiyi alıp kendi adamlarına devrettiğinde, verilen oyları da gasp etmiş olmuyor mu? Bu davranış ile hadi yöneticiyi kendi safına çektin, seçmenleri de kendi tarafına transfer mi etmiş oluyorsun? Tabii ki hayır, ama ne yapıyorsun? İnsanları demokrasiden soğutuyorsun. Verdiği oyların bir işe yaramadığını, gereksiz yere sandık başına gittiğini düşünüyor kitleler. Böylece insanlar sandığa gitmekten vazgeçecek sanılıyor. Hoş ülkemizde ilk paragrafta verilen “gemi-kaptan” örneğine ters durumlar da oluşuyor. Gemi su alıyor geri dönelim diyen halkın uyarısına kaptan “bir şey olmaz” diyerek yola devam kararı alıyor. Nereden tutsan elinde kalıyor. Gölde yüzmek için inşa edilmiş gemiye sefer izni veriliyor, üstelik yıllarca karada yatmış, çürümüş. Mürettebatın eğitimsiz, kaptanın ehliyetinin geçersiz olduğu söyleniyor. Kaçınılmaz sonuç; liyakatsiz kaptan gemiyi mutlak batırır, olan içindeki halka olur…