Çocuklar için bir yaz tatili tarifsiz uzun gelirken, yetişkinler için bir yıl göz açıp kapayıncaya kadar geçer. “Oransal teori” bunu şöyle açıklıyor: Beş yaşındaki biri için bir yıl, hayatının beşte biri; elli yaşındaki biri için ise ellide biri. Aynı süre, oransal olarak bambaşka bir anlam taşıyor. Bir de yetişkinlikte “yenilik” azalır, çünkü küçükken ilk defa yaşadığımız ilkokul günü, ilk bisiklet, ilk kar gibi her şey ayrıntılı kodlanır. Yetişkinlikte ise günler tekrara biner, hafızada daha az iz bırakır. Bazı tezlere göre, yaşlandıkça azalan dopamin üretimi de iç saatin hızını değiştiriyor olabilir. Velhasıl bizler için zaman daha hızlı akıyor…
Yaşlanmanın tek sorunu keşke sadece hızla akıp giden zaman olsa; hastalıklar ve kazalar insanı daha çok ürkütüyor. Geçtiğimiz hafta sonu, cuma günü yolda yürürken ıslak zeminde ayağım kaydı ve düşüp sol omuzumu kırdım. Atele alınmış bir kol ve sürekli, en ufak bir harekette dehşetli ağrıyan bir omuz. İnsan her koşulda yaşamını sürdürmeye odaklı, ancak bu kez değil günler, saatler geçmek bilmiyor. Böyle tezatlık olur mu? Başına bir iş geldi mi geçmesini istediğin günler yavaşlıyor, sağlıklı yaşamda geçmesin dediklerin hızla akıp gidiyor. Her neyse, bana biraz izin, azıcık toparlanıp öyle geleyim. Siz, siz olun, belirli yaştan sonra sakın düşmeyin, osteoporoz kapıda bekliyor…