Bugün size beynin ilginç karar verme mekanizmalarından birini bir “ikilemi” anlatmak istiyorum. Açmazımız şudur; Bir tren vagonu, kontrolden çıkmış, raylarda hızla ilerliyor, epeyce aşağıda ise beş işçi ray onarımıyla uğraşmakta. Sizse yakından geçiyorsunuz ve hepsinin öleceğini hemen anlıyor ama bu arada yanı başınızdaki makasa müdahale ederek vagonu tek bir kişinin öleceği biçimde diğer raya yönlendirebileceğinizi de fark ediyorsunuz. Ne yaparsınız? Eğer siz de çoğu insan gibiyseniz, müdahalede bir an bile tereddüt etmezsiniz: Bir kişinin ölmesi, beş kişinin ölmesinden iyidir değil mi? Evet, doğru bir seçim. Şimdi açmaza ilginç bir ekleme yapıyoruz; Aynı vagon yine aynı raylardan geçiyor ve yine aynı beş kişi tehlikede. Ancak bu sefer siz, rayların üzerinden uzanan köprüde bir izleyicisiniz ve yakınlarınızda da çok şişman bir adam var. Fark ediyorsunuz ki eğer onu aşağı iterseniz, vücudu treni durdurup o beş işçiyi kurtarmaya yetecek irilikte. Peki onu iter misiniz? Eğer çoğu insan gibiyseniz, masum bir insanı öldürmek fikri sizin de tüylerinizi diken diken edecektir. Bunu, bir önceki seçimden bu kadar farklı kılan nedir? Yaptığınız şey, yine beş yaşama karşılık bir yaşamı feda etmektir, dolayısıyla işin aritmetiği iki durumda da aynıdır…

Şöyle hızlı bir açıklamaya girişirsek, gündelik kararlarımızın büyük bir çoğunluğunu, alnımızın hemen arkasına yer alan “prefrontal korteks” denen kısmıyla alırız işte bu kısım aynı zamanda, bizim vagon ikilemimizdeki birinci senaryoyu cevaplamada kullandığımız kısımdır. Bu kısım, gündelik diğer kararlarımızda olduğu gibi, “neyi yaparsam daha çok fayda sağlarım?” sorusuyla karar aldığımız kısımdır. Ancak, tren ikileminin ikinci senaryosu için alınacak karar o kadar da kolay görünmemektedir zira bu durumda, beynimizin, beynin iki yarım küresi bileşkesinin iç yüzünde “singulat korteks” denen yerin ön kısmı devreye girmektedir. Bu kısım, memeli beyni dediğimiz beynimizin görece eski parçası olup “limbik sistem” dediğimiz duygusal bölümünü içerir. Diğer bir ifadeyle burasını vicdan, ahlak gibi zihinsel mekanizmalarla bizi yönlendiren bölgesi olarak da adlandırabiliriz. Bu nedenle, adamı köprüden atma senaryosu gündeme geldiğinde; cinayet işleme duygusu, cezalandırılma korkusu, kendimizi katil gibi hissetme ve benzeri duygular ön plana çıkıyor ve aynı sonucu alacağımızı bilmemize karşın eylemden vazgeçebiliyoruz…

Fiziksel yakınlık olmadığı için, duygusal etkilerin de eriyip gitmesi sonucu savaşların şaşırtıcı derecede kolaylaşmış olması karşımıza korkunç bir gerçek olarak çıkmakta. Bu kolaylıktan hareketle 1960’lı yıllarda bir siyasi düşünür, nükleer savaşı başlatacak düğmenin, ameliyatla yetkili Başkan’ın en yakının göğsüne yerleştirilmesi gerektiğini ileri sürmüştü. Böylece, Başkan dünyanın öbür ucundaki milyonlarca insanı yok etmeye karar verirse, önce yakınına fiziksel zarar vermesi, düğmeye ulaşmak için onun göğsünü yarması gerekecekti. Bu durum, en azından karar verme sürecinde duygusal beyin sistemlerini de devreye sokmayı amaçlıyordu…