Sekiz kişinin muhabbet ettiği bir sofraya misafir oldum.
Sohbet içkiden açılınca ben de dayanamadım.
— Bizim ülkemizin içkisi hangisidir?
Diye sorduğumda alacağım cevapları biliyordum.
Sonradan adını öğrendiğim Mustafa hemen cevap verdi:
— Sudur.
Masadaki herkes isyan etti.
— Nasıl sudur arkadaş? dediler.
— Sudur arkadaşlarım. Yoğurda katarsanız ayran olur.
— Limona katarsanız limonata olur.
— Amma rakıya katarsanız bayram olur.
Meğer Mustafa’nın adının önündeki lakabı Bekri imiş.
Herkes gülerek bana baktı.
Sonra da “Anlat be Bekri, yeni gelen misafirimiz de öğrensin.” dediler.
Mustafa da rakısından bir yudum aldı ve anlatmaya başladı.
Osmanlı’da, alkolün yasak olduğu zamanlarda meşhur Bekri Mustafa, kendince bir yöntem bulur. Atlar kayığına, Marmara Denizi açıklarında demlenir. Bir gün tam kayığına binecekken yanına iki kişi yaklaşır. “Biz de seninle gelebilir miyiz?” diyen bu iki kişi, kılık değiştirmiş padişah ve sadrazamdır. Az açılırlar, Bekri açar rakısını. Önce ikram etmez konuklarına çünkü “Şişede durduğu gibi durmaz.” diye düşünmektedir. Ardından misafirlerin ısrarları bitmez. Sonunda amaçlarına ulaşan devletin zirvesi bu kez sertleşir: “Utanmıyor musun sen, alkol yasakken sadrazamla padişahın önünde rakı içmeye?” Bekri Mustafa’nın cevabı efsanedir: “Bak işte, ben size demiştim. Birer yudum aldınız, kendinizi padişah ile sadrazam zannettiniz.”