Seksenli yılların başında Dustin Hoffman’ın oynadığı çok güzel bir film vardı: “Kramer Kramer’e karşı”. Başlık biraz ona benzedi… İran yıllardır kan ağlıyor. Ancak bundan üç buçuk yıl önce İran’dan yükselen bir feryat, bir haykırış tüm dünyayı çınlatmıştı. Tahran'daki ailesini ziyarete giden Mahsa Amini adlı 22 yaşındaki genç kadın, saçının bir kısmı göründüğü gerekçesiyle ahlak polisi tarafından gözaltına alınıp darp edilmişti. Aldığı darp ve gördüğü işkence nedeniyle hastaneye kaldırılan Amini, tedavisinin üçüncü gününde yaşamını yitirmişti.
Amini’nin ahlak polisi tarafından katledilmesinin ardından mollalar rejimine direnen İranlı kadınlar sokaklara dökülmüş, ülkede özellikle gençler arasında siyasi ve sosyal kısıtlamalara kızgınlık artarken, Amini'nin hayatını kaybetmesi İranlıları derinden etkilemişti. Tepkiler çeşitli şekillerde dile getirildi. Bazı kadınlar kamera karşısında saçlarını kesti, bazı kadınlar başörtülerini çıkardı, bazıları da başörtülerini yaktı. Ahlak polisinin kaldırılması, İran'daki şeriat yönetimine son verilmesi yönünde çağrılar yapıldı. Protestoların yoğunluğu, ülkenin katı muhafazakâr yasalarına karşı isyanın bir işareti oldu. Bunca zulmün sürmesinin sembolik lideri Ali Hamaney’di. Zalim dini lider Hamaney dünyanın mazlum ülkeleri üzerinde emperyalist emeller taşıyan başka bir zalim tarafından indirildi. İran devlet televizyonundan 37 yıldır devleti yöneten Hamaney'in ve yakın kadrosunun öldüğüne dair resmî açıklama yapıldı. Zalimin zulmü başka bir zalim tarafından sonlandırıldı…
Devlet televizyonunda sunucunun ağlayarak verdiği haberin yurdun bir başka yöresinde bayram havasında kutlanması bir ülkenin başına gelebilecek en acı olay olsa gerek. Yarılma, ikiye bölünme, kutuplaşma ne derseniz deyin... Bir rejim değişikliği olur mu bilemem, ancak bir devrin kapandığı gerçek. Kendine göre doğruyu uygulayan bir insanlık düşmanının başka bir emperyalist insanlık düşmanı tarafından yok edilmesi ayrı bir ironi olsa gerek. Ancak zamanında bir tutam görünen saçın, başka bir zamanda bir tiranlığı yok edebileceğini böylece anlamış olduk. Yine de benim içime sinmeyen bir durum mevcut; bu kadın düşmanı, gerici yobazın sonu başka bir deccal tarafından değil de bizzat İranlı kadınlar tarafından getirilmeliydi diye içimde yanan bir ateş var. İçeriden değil de dışarıdan gelen bu ölüm, bedelini hayatlarıyla ödeyen İranlı kadınların ağıtlarından ve onların bizzat kendi elleriyle gerçekleştirmesi gereken görkemli finalden çalınmış bir sahne olarak beliriyor. Her halk kendi kaderini belirleme hakkına sahiptir. Bize bundan sonra İran halkına özgürlüklerini ve egemenliklerini kazanma yolunda şans dilemek düşer. Rehber büyük Atatürk’ün yoludur. O yolu sadece bizim için değil tüm insanlık için de belirlemişti: “Dünyada her şey için; uygarlık için, yaşam için, başarı için en hakiki mürşit ilimdir; fendir. İlim ve fennin dışında rehber aramak dikkatsizliktir, bilgisizliktir, yanlışlıktır…”