Hata kültürünün ne olduğunu, ne olmadığını çözümlemeye çalıştığım yazıları derlesem, küçük bir kitapçık olur. Çağrı Mert Bakırcı’nın, “Yaşamı başlatan molekül” yazısını okuyunca, hata kültürü konusunda düşüncelerimi yönlendiren varsayımlarımı bir kez daha anımsadım.

Bilim insanların yayınladıkları araştırma sonuçlarına göre, minik bir molekül kopyalama işlemini yüzde 95 isabetle yapabiliyor; yani kendini yeniden üretirken yüzde 2 ya da 3 nükleotitte hatası yapıyor.

Yanılmazlık algısı: Büyük tehlike

Hata kültürünü analiz etmeye çalıştığım yazılarda “yanılmazlık algısının” tehlikelerine sıklıkla değinirim. Kendini “yanılmaz” olduğuna inandırmış birisinin, insan yapımı en öldürücü bombadan daha tehlikeli olduğunu söylerim.

Günlük yaşamda “hata” sözcüğü eksiklik, dikkatsizlik, özensizlik, bilgisizlik, yanlışlık, zarar verme çağrışımları yaptırıyor. Çağrıcı’nın da belirttiği gibi evrimsel biyolojide hata demek “mutasyon “ demek ve mutasyon da genetik çeşitliliğin ana kaynağı. Bir diğer yönüyle “kusursuzluk” doğadaki

evrimin can düşmanı. Hata yapacağız ki, hatayı en düşük düzeyde tutarak eriştiğimiz ve değerlendirdiğimiz kaynakları israf etmeyelim.

Yeni bilimsel araştırmalar gösteriyor ki, ilk canlıların ortaya çıkışını tetikleyen kendini kopyalayan ilk RNA moleküllerinin varlığı, astronomik bir mucize değil uygun koşullar oluştuğunda sıklıkla yaşanabilecek “sıradan” bir olay gibi. Ayrıca çeşitliliği, dayanıklılığı artıran da mutasyonların varlığı.

Hatayı tekrarlamamak

Bilgilerin ve yaşanan büyük deneyimlerinin sık gözenekli eleklerinden geçebilmiş yöneticilerin, komutanların hata kültürü konusunda ortak gözlemleri çok net: Hata insana özgüdür; işlevi olmayanlar az hata yapar, mezarlıklarda hata yapıldığına hiç tanık olunmamıştır. Hata yapma gelişmenin gereğidir; ama aynı hataları tekrar etmek aymazlıktır.

Doğanın ve evrimin gereği olan hatadan arınmışlık değil, aynı hatayı bir daha tekrarlama üzerine akıl yürütme disiplinini diri tutmadır.

Her şeyin çok hızlı değiştiği; değişmenin hızının ne zaman makul düzeylere ineceği belli değil… İçinden geçtiğimiz süreç sürekli belirsizlik üretiyor. Bu süreçte uyum yeteneğimizi geliştirmek, birikim yeteneklerimizi korumak, uzun dönemli geleceği güven altına almak istiyorsak, aileden başlayarak okullara, oradan toplumsal ağın en ince damarlarına kadar “hata algımız” sorgulamalıyız.

Yaşam stratejimizi “hatasızlık” üzerine değil, “en az hatayla ilerleme” üzerine kurgulamalıyız.