Durmadan hep parti, seçim, siyaset konuşuyoruz.
Nefret, öfke, ötekileştirme yaygın hale geldi.
Toplumsal uzlaşı, bir arada yaşama ve ortak gelecek tasavvurlarımız yok olmak üzere…
Başta FETÖ ve PKK gibi kökü dışarda terör baronları, uyuşturucu belası, hortlayan mafya ve çevremizde bir türlü bitmek bilmeyen savaşlar, hayat pahalılığı, yolsuzluk, adaletsizlik, deprem…
Bıktırıyor, bunaltıyor…
Ne kadar kaçmaya çalışsak da bu sorunlar peşimizi bırakmıyor.
Gölge gibi takip edip içimizi daraltıyorlar.
*
Bilirsiniz; böylesi bunaltıcı ve karamsarlık zamanlarında insan çevresinde hep bir “Umut Işığı” arar.
Öyle ki dilinde, yüreğinde ya da parmak uçlarında sevgiyle çırpınan bir kalbin kanat vuruşlarıyla topluma umut versin.
Entrikalarla, dedikodularla, çirkinliklerle kirlenen ruhumuzu sanatın naif ezgisi ve ritmiyle akan suların yatağını temizlediği gibi temizlesin.
Herkesin duymadığını duyan yüreğiyle bu kaotik ortamda insanlarımızı birbirini görmeden sevdirsin, konuşmadan anlaştırsın.
*
İşte böyle bir ışığı bizim Dostluk Gurubumuzdaki bir sohbet vesilesiyle tanıdım..
Piyanist Deniz Erden…
Kentimizin en köklü ailesi Tuzcular’dan Tarık Erden’in güzel ve naif kızı…
Kızımızın müzik çalışmalarını biliyordum ama…
Merak edip özgeçmişini okuyunca onu gerçek değeri ve hakkıyla tanımadığımı anladım.
Doğal olarak hem bahtiyar oldum, hem de şaşırıp kaldım.
Siyaset, seçim, geçim, kavga gürültü gözümüzü, gönlümüzü karartıyor; ve hayatın karmaşıklığında kimi zaman hemen yanıbaşımızdaki nice güzellikleri ıskalıyoruz.
Bakıp da görmemek dedikleri galiba bu olsa gerek!
*
Deniz Kızımızın musiki macerasını bir röportajında okudum:
-İlkokulda müzik öğretmenim “kulağımın çok iyi olduğunu ve her sesi verebildiğimi” söylemiş aileme. Derslerde notaları öğrendikten sonra her şey çok daha keyifli olmuştu. Odamda aklıma gelen her parçanın notalarını yazıyordum bir deftere, bu bir oyundu benim için. Ailemde hiç müzisyen olmamasına rağmen geceleri yatmadan önce hep bir piyanom olmasını hayal ederdim. On yaşımda piyano derslerine başladım. Bu tutkumu gören babam Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuarına götürdü beni. 11 yaşımda yarı zamanlı,12’de de tam zamanlı olarak okumaya başladım.
İşte benim hikâyem böyle başladı.
*
İşte onun bu müzik serüveni, okurken bile başımı döndürdü.
Lisans eğitimine Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda devam etmiş. Sonraki süreçte Nesweda ve Stuttgart Musikhochschule’de çalışmış.
Opera bölümünde korrepetitörlük yapmış.
Besteciliği üniversitede yaptığı emprovizasyonlarla keşfetmiş ve ambient stilde, piyano için kompozisyonlar üretmeye başlamış.
2018’de Bahçeşehir Üniversitesi Elektronik Müzik Prodüksüyonu sertifika programını tamamlamış ve soundscape alanında çalışmalara yönelmiş.
İlk olarak İstanbul Soundscape Project kapsamında düzenlenen “Haydarpaşa’da bir Gar” adlı projeyle sesini duyurmuş. Sonra kendi projesi “Your Planet Calling” ile hem çevresel farkındalık yaratımına hem de doğanın korunmasına katkı sağlamış.
*
Her iki alanda da çalışmalarına devam ederken…
Bu yeteneği biz göremesek de 2019’da Japonlar görmüş.
Hideki Kozakura’nın “Barcelona Duo” eserinin Türkiye prömiyerinin ardından, Tokyo ve Nagoya’da, Türk ve Japon çağdaş bestecilerinin eserlerinin yer aldığı ve Haruyuki Suzuki’nin “Ringlet” eserinin dünya prömiyerini ve iki solo resitalini gerçekleştirmiş.
Bu konserlerde dinleyici olan Prof. Akira Kobayashi Deniz’in peşini bir türlü bırakmamış.
Onu, bu yıl da iki solo piyano resitali için Japonya’ya davet etmiş.
Öğrendiğime göre bu konserlerin ilki Aichi Üniversitesi’nde gerçekleşecekmiş.
Hem de 10 Kasım’da…
Programa göre Fazıl Say’ın Yürüyen Köşk eseri ile İlhan Baran’ın Siyah ve Beyaz eserleri seslendirilecek imiş.
Böylece Türk bestecilerle Atatürk’ün aziz hatırası, ta dünyanın öbür ucunda buluşarak anılacak imiş.
Hem de Okinawa Üniversitesi’nde tekrar edilerek…
*
Şu Japonlar’ı takdir etmemek elde değil.
Bizim kıymet bilmezliğimize karşı;
Atatürk’ü, onun ruhuna uygun olarak ta dünyanın öbür ucunda, hemde çağdaş genç bir Türk Kızı’nın ezgileriyle anıyorlar.
*
Deniz Kızımız, genç piyanist deyince akla gelen ilk isim olmuş da haberimiz yok.
Hem de ünü Türkiye sınırlarını aşan sanatıyla,
Hem de uluslar arası alanda Eskişehir’in ve ülkemizin gururu olarak…
Yazık bize…
*
Umarım ve dilerim ki;
Bundan önce olduğu gibi, bundan sonra da müzikle çarpan kalbinin kanat vuruşlarıyla gönlünde nice renkli dünyalar çiçeklensin.
Çiçeklensin de, “Müzik Deryası”ndan, gülden taslarla çoraklaşmış yüreklere su taşısın.
İnsana ve doğaya ait tüm duyguları;
Ritmiyle, ezgisiyle suyun üzerindeki bulut gölgeleri gibi dalgalandırsın bestelerinde.
Parmak uçlarından doğacak ebem kuşağıyla gönül semalarımızı aydınlatsın.
Uzun yıllar;
Bilinmez alemlerden getireceği sıcak iklim kuşlarının harikulâde ötüşlerinin coşkulu lirizmini getirsin bizlere.
***