Türkiye ve dünya gündeminde çok önemli gelişmeler olurken, eğitimdeki sorunlar ne yazık ki gündemde gerektiği gibi yer bulmuyor.

Bu bağlamda, meslek liselerinde uzun yıllar öğretmenlik ve yöneticilik yapan, çok sayıda projeyi uygulayan ve yeni emekli olan Dr. S. Sırrı Kabadayı ile Meslek Eğitim Merkezi (MESEM) sistemini konuşmak üzere bir araya geldik. Kendisine kapsamlı bilgilendirmesi için çok teşekkür ederim.

Bu konuda temel bazı bilgileri aktarmakla başlayalım.

MESEM kapsamında eğitim alan öğrencilere genel olarak 1 gün okulda zorunlu genel kültür ve meslek dersleri veriliyor.

Öğrenciler diğer 4 günde ise çalıştıkları işletmede 32 saat mesleki eğitim alıyor.

MESEM öğrencileri isterse 11. sınıfın sonunda sınava girerek ‘kalfa’ olabiliyor.

sınıfın sonunda da yine sınav sonucunda ‘usta’ oluyor.

Öğrenci isterse 2-6 saat arasında eğitim alarak ‘meslek lisesi diploması’ alabiliyor.

MESEM’e kayıt yaptırabilmek için öğrencinin:
14 yaşını doldurmuş olması,
Ortaokul mezunu olması,
İşletme-veli-okul arasında sözleşme imzalanması gerekli.

9, 10, 11. sınıftaki öğrencilere çalışmalarının karşılığı olarak asgari ücretin %30’u, 12. sınıftaki öğrencilere ise asgari ücretin %50’si ödeniyor.

Bu noktada belirtmek gerekir ki işletme tarafından öğrencilere ödenen ücretler ‘işsizlik fonundan’ karşılanıyor.

Yani öğrencinin işletme sahibine parasal bir yükü yok.

Çalıştığı süre boyunca yapılan ‘sağlık sigortası’ da yine işveren tarafından karşılanmıyor.

MESEM uygulamasında öğrencilerin çalıştığı işletmenin ‘çalışma koşulları’ konusu çok büyük bir önem taşıyor.

İşletmenin sıcaklık vb. fiziki koşullarının uygun olmaması,
Yetersiz araçlar,
Usta öğreticilerin pedagojik formasyonunun eksiklikleri,
Uygun olmayan çalışma saatleri,
Tehlikeli işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin yeterli düzeyde olmaması gibi çeşitli nedenlerle küçük yaştaki öğrenciler iş yerinde yaralanıyor ya da maalesef yaşamını kaybedebiliyor.

Ne yazık ki bu üzücü olaylar da ‘iş kazası’ denilerek geçiştirilmeye çalışılıyor.

MEB Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliğine göre belirlenen “İşletme Belirleme Komisyonları”, bahsedilen koşulların yerine getirilip getirilmediği konusunda etkin çalışmıyor.

Mevzuat hükümlerine uymayan işletmelere ‘yaptırım’ uygulamada büyük eksiklikler var.

Diğer yandan, işyeri denetimleri Bakanlığın yetişmiş ekipleri yerine çoğunlukla öğretmenler üzerinden yürütülüyor.

Öğretmenler işletme sahipleri ile karşı karşıya getiriliyor.

MESEM uygulamasında ‘denetim yetersizliği’ her aşamada önemli bir sorun olarak karşımıza çıkıyor.

Aslında sistem kurallara uygun çalıştırılsa, ‘denetimlerin de denetiminin’ ilgili kurullar tarafından yapılması gerekir.

Bakanlık Maarif Müfettişlerinin her yıl bu denetimleri eksiksiz yapması, önerilen iyileştirmeler arasında sayılıyor.

Genel olarak bakıldığında, öğrenciye destek vermek üzere ‘rehberlik ve yönlendirme sistemi’ de maalesef yetersiz ve düzgün işlemiyor.

Oysaki mesleki eğitim konusunda yurt dışında başarılı örnekler var; bu ülkelerde ‘işletme raporlama sistemi’ çok etkin bir şekilde yürütülüyor.

Gelinen noktada “Mesleki eğitim şart ama nasıl?” sorusu ortada duruyor.

Sistemde “çocuk işçiliği” boyutu ihmal edilmesi mümkün olmayan bir başlık.

Okul kültüründen uzakta, çoğu kez patronun insafına kalmış bir şekilde korumasız ortamlarda çalıştırılan çocukların ‘sınıfsal baskı altında bırakılmaları’ ayrı bir gerçeklik.

Meslek liselerinin donanım ve eğitim kalitesi olarak güncel teknolojik gelişmelerin gerisinde kalması başka bir sorun.

Tüm bu tartışmaların ışığında, ‘mesleki eğitimin’ tüm yönleriyle irdelenerek yeni baştan ele alınması gerekli.

Çocuklarımıza güvenli bir gelecek sağlamakla yükümlü olan MEB, eğitim sendikaları, teknik eğitim öğretmen temsilcileri, Bakanlık yetkilileri ve ilgili tüm tarafların görüşünü alarak yeni bir sistem getirmeli.