Tamilla Abbashanlı Aliyeva... 
Valiliği ilk ziyaretinde tanıdım onu. 
Azerbaycan'dan geldiğini, ESOGÜ'de öğretim görevlisi olduğunu öğrendim. 
-Azerbaycan'ın hangi bölgesindensiniz?  diye sorduğumda, gözleri bulutlandı. Yüreğinde sakladığı bir acıyı, bir sırrı ifşa eder gibi, 
-Karabağ, dedi... Karabağ'ın Beylegan şeheri... 
"Azerbaycan, Karabağ" sözcükleri kulağımda değil, sanki yüreğimde yankılandı. İçim bir tuhaf oldu. Karabağ'da yaşanan katliamlar, acılar, saniyeler içinde bir film şeridi gibi geçti içimden.  
 Ve beni aldı, Hocalı katliamından bir mucize eseri kurtulan Hemail Halilova'nın anlattıklarına götürdü:  
"O zaman henüz altı yaşındaydım. Görüp yaşadıklarımı ancak şimdi anlamlandırabiliyorum. 
Epey zamandır kara bulutlar çökmüştü Karabağ'ın üstüne.  
Hocalı'da ise durum daha da vahimdi. Tam on bir aydır ağır silahlarla donanmış Ermeni canilerinin ablukası altındaydı. Katil sürüleri ölüm pusularını çoktan kurmuştu.    
Doğalgaz ve elektriklerimizi keserek o kış kıyamette zifiri karanlığa gömmüşlerdi Hocalı'yı. 
Büyüklerimiz bulabildikleri hafif silahlar ve av tüfekleriyle çaresizce direnmeye çalışıyorlardı. 
O 25 Şubat akşamı... 
Babam pencereden endişeli gözlerle dışarı baktı. Neler gördü neler hissettiyse anneme, 
-Bu köpeklerin uzuz uzun ulumaları hayra alamet değil hanım, dedi ağlamaklı. 
Sözlerinin üzerinden çok geçmedi; cehennemi bir gürültüyle toplar, füzeler tepemizde patladı. 
Meğer Sovyet 366. Motorize Alayını arkasına alan Ermeniler ağır silahlarla saldırıya geçmişler. 
Feryatlar, figanlar gökleri tuttu. İniltiye dönüşen imdat çığlıkları karanlık vadilerde o soğuk gece boyunca çaresizce yankılandı durdu.  
Hocalı o gece, bütün dünyanın körleşmiş vicdanları önünde inleye inleye can verdi.  
Babam, annem ve on bir yakınımız canice katledildi. Sonrasını hatırlamıyorum; tek ben mucize kabilinden kurtulabilmişim.  
Ve ben o karanlık gecede kaybettim; yurdumu yuvamı, her şeyimi...  
Fakat parçalanmış yüreğim bunu kabullenmedi yıllar yılı... 
Sözde şimdi büyüdüm. 
Fakat hala kalbim çocukluğumun o gecesinde... Boynu bükük, öksüz ve yetim... 
Sevdiklerimden geriye kalansa... aha buramda kocaman bir yara... 
Kanı durdurulması gereken..." 

Bu hatırlayışla o zaman Karabağ'da olup bitenleri çaresizce izleyişimiz aklıma geldi. O çaresizliğin üzüntüsü ve suçluluk duygusuyla Tamilla Hanım'ın yüzüne baktım. 
Hani tanımazsınız, fakat hep ararsınız... Sanki köklerinizle ve uzak atalarınızın gizemli yanlarıyla ilgili bir şeydir onda bulduğunuz. 
Galiba Tamilla Hanımda benim bulduğum tam da buydu. 
Uzun uzun dertleştik. Sonraları çeşitli vesilelerle bir araya geldik.  
Tamilla Hanım Eskişehir'de, Azerbaycan ve diğer Türk-İslam coğrafyalarından gelen öğrencilerle Valilik arasında sağlam bir "Gönül Köprüsü" oldu.  
İncelik ve heyecanla, onların maddi-manevi sorunlarına odaklanmamıza vesile oldu. O gençlere, Eskişehir'de gurbette olmadıklarını, kendi vatanlarında, kendi akrabalarıyla birlikte olduklarını sürekli hissettirmeye çalıştık. 
2008 Yılıydı, 19 Mayıs Gençlik Ve Spor Bayramı da yakındı. 
Karabağ katliamında öksüz ve yetim kalmış bir gurup çocuğumuzu bu milli bayramımıza katmak, birlikte kutlamak düşüncesi geçti içimden. 
Bu fikri Tamilla Hanım'a açtığımda,  
-Mümkün olur mu? diye taşkın bir sevinç ve heyecanla yüzüme baktı. 
-Tabi ki mümkün, dedim; ne kadar yavrumuz gelirse gelsin Eskişehir onların tümünü bağrına basmaktan mutlu olur! 
İri ve siyah gözleri sevinçle ıslandı. İnsanların ve olayların derinliklerini ve arka yüzlerini de okuyabilen bir ferasetle, 
-Bu o kadar güzel olur ki, dedi;  size anlatamam... 

Kısa bir çalışma sonunda, Karabağ'ın o mazlum çocukları on beş günlüğüne bize konuk oldular. Bütün Eskişehir onları kucakladı, bağrına bastı. Eskişehirli kardeşleriyle resmigeçit törenlerine katıldılar. Bayramımızı, daha bir coşkuyla hep birlikte kutladık. 
O günlerde mutlu bir tevafukla zamanın Başbakanı Sayın R. Tayyip Erdoğan ve Eşi de şehrimize gelmişti.  
Konuk çocuklarımız, Anemon Otel'de, T.C. Başbakanı ve Eşiyle bir araya geldi. Söyleşiler yapıldı, şiirler okundu. Hele de İstiklal Marşımızı, yüzlerinde umudun ışıklarıyla ezbere, baştan sona öyle bir okudular ki, herkesi kendilerine hayran bıraktılar. 
On beş gün çok çabuk geçti ve onları uğurladık. 
Dudaklarında hüzünlü bir tebessüm, gözlerinde ıslak bir bağışlayıcılıkla bize el salladılar. 

Sonrasında da Tamilla Hoca ile uzun süren görüşmelerimiz, konuşmalarımız oldu. 
O'nunla ilgili bir şey dikkatimi çok çekmiştir.  
Onca zaman boyunca tek bir kere olsun kişisel bir yakınmasını duymadım. 
Bütün derdi, bütün sıkıntısı varsa yoksa Azerbaycan, Karabağ ve Türk Dünyası üzerine idi. 
Bir gün Azerbaycan'ı özleyip özlemediğini sormuştum. 
Verdiği cevabı hala unutamadım. 
-VATANIMDA VATANIMI ÖZLEDİM! 
*  
Karabağ'ın bahtı kara çocukları...  
Şu an sizler gibi bizler de sonsuz bir sevinç içindeyiz. 
Ümit ederim ki yüzünüz gülmüş, kararan bahtınız ağarmış olsun!