İnsan sosyolojik olarak bir ailede ve toplumda doğar.
O toplum ve ailenin içinde büyür, gelişir.
O aile ve toplumun din, dil ve kültür gibi ögelerini öğrenir.
Dünyaya gelişimize müdahil olamıyoruz.
Onun için ailemizi seçmemiz olanaksız.
O zaman hangi ailede dünyaya geldiysek kabullenmek zorundayız.
Dünyaya geldiğimiz ailenin dili, dini, kültürü ne ise onu yaşayacağız.
Bizim yaşamımızı ailemiz ve çevresi şekillendirecektir.

İnsan psikolojik bir varlıktır.
Onun için duygu, düşünce ve davranış gibi psikolojik süreçleri yaşar.
Bu süreçler birbirini etkileyerek gelişim ve değişim sağlar.
Sartre’a göre insan “kendi özünü” kendisi yaratır.
Bu fikir, varoluşçuluğun “Varoluş, özden önce gelir.” düşüncesiyle doğrudan bağlantılıdır.
Varlığımıza dair öz veya kimliğimiz bizden önce belirlenmiş bir şey değildir.
Biz, özgür seçimlerimizle kendimizi tanımlarız.

Sartre, insanın özgür olduğunu ve bu özgürlüğün de büyük bir sorumluluk getirdiğini söyler. Öyle ki hiçbir dış etken (toplum, aile, biyolojik yapımız) özgürlüğümüzü tamamen elimizden alamaz; zira son seçim daima bize aittir.
Bununla birlikte özgürlük, insanı sonsuz bir sorumlulukla baş başa bırakır.
Kendi kararlarımızın sonuçlarını kabul etmeliyiz.