"Gözler öylece açık kalmış
Kim bilir nereye bu bakış
Buzlu, tipili, soğuk bir kış
Zamanın durduğu yer Sarıkamış..." 

21 Aralık 1914... 
Enver Paşa karargâhta harekât için kumandanlarla toplantı halindedir.  
Harekât bu kış mevsiminde akla, izana, askerlik sanatının bütün gerçeklerine aykırıdır. 
Enver Paşa hiç itiraz dinlemez. Her ne sebeptense harekâtın bir an önce yapılmasını ister.  
Orada bulunan kurmaylar ve paşalar harekâta karşıdır. Yalnız Enver Paşa'dan çekindikleri için açıktan karşı çıkamazlar. 
Sadece 3. Orduyu kumanda eden Hasan İzzet Paşa, Enver Paşa'nın gözlerinin içine bakarak itirazını söyler:
- Mevsim icabı her yer karla kaplı. Soğuk -40 derece. Askerin çoğu yazlık elbiseyle durmakta. Yeterince kışlık giyeceği ve yiyeceği yok. Kısaca ordumuz zayıf ve eksikleri çoktur. Bu mevsimde bu harekâtı yapmakla askeri mahvederiz.
Enver Paşa bu itiraza çok öfkelenir:
-Ben konuştum kimse itiraz etmedi, der. Ordu tüm eksiğine rağmen harekâtı istemektedir.
Hasan İzzet Paşa, Enver Paşa'nın sözünü keser: 
-Senden korkuyorlar, o yüzden karşı çıkamıyorlar, der.
Bunun üzerine daha da sinirlenen Enver Paşa: 
-Dua edin Harbiye'den hocamsınız! Yoksa sizi Divan-ı Harbe verirdim!" diyerek toplantıyı bitirir. 
Sonucun felaket olacağını gören Hasan İzzet Paşa istifa eder. 
Çünkü Enver'in ihtirası aklının çok önündedir. 
Ve Sarıkamış harekâtı böylece başlar. 
Mehmetçik zaten, Yemen çöllerinde, Hicaz çöllerinde, Kanal'da, Galiçya'da, Filistin'de ve daha adı bilinmedik nice cephelerde düşmandan önce ihanetlerle, sırttan vurmalarla, dayanılmaz açlıklarla, tifoyla, tifüsle, iskorbütle boğuşmaktadır. 

Bu gün 21 Aralık... 
Bilirsiniz en uzun gecedir. 
106 yıl önce, yine böyle bir 21 Aralık günüdür... 
Analarının kınalı kuzusu Mehmetler'in, şafağı sökmeyen o uzun gecesi başlamıştır. 
Üstte yok, başta yoktur.  
Yaz giysileri içindeki Mehmetçiği, düşmandan önce Allahüekber Dağları'nın o dört metreyi bulan karı, buzu, tipisi karşılamıştır. 

Yıllar sonra, Rus Ordusu Kurmay Başkanı Pietroroviç, hatıralarında, Allahüekber Dağları'nı aşıp Sarıkamış'a ulaşabilen az sayıdaki kahramanı şöyle anlatacaktır: 
"İlk sırada diz çökmüş beş kahraman...  
Omuz çukurlarına yasladıkları mavzerlerle nişan almışlar. Ama tetiğe asılamamışlar. Yakaları donmuş, kaskatı.  
Hele bıyıkları, sakalları! Her biri fütuhat oku gibi, çelik misali...  
Ya gözler?..  
Şu dayanılmaz tipinin bile örtüp kapatamadığı gözler!.. Apaçık!.. İnanın apaçık!.. Tabiata da, başkumandana da, karşısındaki düşmana da isyan eden, ama Allah'ına teslimiyetle bakan gözler!  
Sonra debelenip sırtındaki sandıkları atmaya tenezzül etmemiş iki katır.  
Yanında başları semaya dönük, altı masal güzeli Mehmet...  
Cephaneyi bir avuçlamışlar ki, hayat ancak böyle avuçlanır. Öylesine kaskatı... 
Ve sağ başta binbaşı Mustafa Nihat... 
Ya Rabbi, bu nasıl bir ayakta duruştur ki, sanki huzurunda diz çöküp sana yalvarıyor. Bütün gece yağan kar, fişeklerinin yuvalarını bile kapatamamış. Sol eli boynundaki dürbünü kavramış, sağ eli belli ki semaya uzanıp rahmet dilerken taşlaşmış.  
De ki: Kale sancağı...  
Hayrettir, duruşu inançlı, bakışı erkekçe.  
O gür, kömür karası saçları beyaza bulanmış..."  
 Pietroroviç hatıratını şu cümlelerle bitirir:  
-Ben bu müfrezeyi teslim almayı çok istedim.  
Lakin alamadım.  
Zira onlar, bizden evvel Allah'ına teslim olmuşlardı. 

Bu gün 21 Aralık...En uzun gece! 
Gelin, vatan yolunda kar, buz demeyip gözünü kırpmadan, bile bile ölüme atılan altmış bin vatan evladını hatırlayalım. 
Ve rahmetle analım...