Cuma akşamı, Kent Konseyi’ndeki rutin toplantımızı yaptık, bir arkadaşımla, sevgili Berrakla birlikte durakta bekliyoruz. Birden arkamızda bir gölge, bir hışırtı! Döndük baktık, mini minnacık dünya güzeli bir yavru kedi. Şaşkınlığım geçince çantamda her daim taşıdığım yaş mamalardan birisini uygun bir yere açtım, kelimenin tam anlamıyla yumuldu. Açmış miniğim, soluksuz yedi bitirdi. O mamasını yerken, ben o kadar küçük bir kedinin, belediyenin önündeki o en işlek trafiğin olduğu durakta ne aradığı sorusuna yanıt bulmaya çalışıyordum arkadaşımla birlikte.
Karnı doyunca şakınlıkla etrafına bakınan küçük kedicik o esnada durağa yanaşan tramvaya hamle yaptı, sanki açılan kapısından girmek ister gibiydi. Anında yakalayıp kucağıma aldım, minicik bedeninin sıcaklığı artık avuçlarımın içinde, kucağımdaydı. Uzun uzun okşadım, gözlerine baktım. Beyaz ağırlıklı, üzerinde sarı motifleri olan ve büyük olasılıkla erkek olduğunu düşündüğüm bu miniği o şekilde orada bırakamayacağımı anladım. Olası değildi yaşaması. Her an bir aracın altında kalırdı masum.
Peki ne yapabilirdim akşamın o ilerlemiş saatinde? Uzun uzun başını, sırtını okşarken düşündüm, onu buraya birisi bırakmış olmalıydı, nasıl bir vicdana sahipti o kişi acaba? Kimdi, genç mi, yaşlı mıydı? Dönüp arkasına bakmış mıydı? Bile bile o kadar ufak bir kediciği meçhule, belki de ölüme terk etmek nasıl bir duyguydu. Yanıtını bilemedim, bulamadım. Aklım da ruhum da bana isyan etti çünkü.
Evimdeki yaşı kediler için hayli ilerlemiş kedim BEBİŞ, dışarıdan bir başka cinsini asla kabul etmiyordu, denemiştim kaç kez. Eve alamazdım, bahçeye bıraksam alışır mıydı? Evimin bulunduğu yerde de trafik çok yoğun, kurtaracağım derken kendi elimle sonunu mu hazırlardım?
Birden, oraya yakın ofisi olan, güzel yürekli bir can dostu aklıma geldi, inşallah evine gitmemiştir diye dualar ederek aradım Mustafa beyi. Gitmemiş, ofisindeymiş, geçici korumaya almasını rica ettim, olur gelir götürürüm dedi. Nitekim on onbeş dakika sonra duraktaydı elinde bir baksla. O zaman sürecinde bebek karnı doymuş, kucağımda mırıldayarak oturuyor, arada da parmaklarıma minik ısırıklar atiyordu. Dişleri yeni çıkarken öyle yaparlar iyi bilirim.
Ve benim için de, onun için de mutlu son; güvenle o güzel insanın korumasına gitti küçük kedicik. Sahiplenmek isteyen olursa elbette vereceğiz, tersi olursa da güvendiğim o can dostunda, evinin bahçesinde kalacak. O ufacık canı, hiç düşünmeden tramvay durağına terk eden, insanlıktan nasibini almamış kişinin inadına yaşayacak sarı oğluş.