Annelik nedir? Sorusuna hiç düşünmeden “Bir hayatı başkası için yaşamaktır” derim.
Üstelik huylumu, huysuz mu? Nasıl birisi olacağını bilmeden, onun için yorulmak,
onun için her zorluğa direnmek, kendi için yaşamaktan vaz geçerek her şeyiyle onu
yaşatmaya çalışmaktır. Bu Türk geleneklerine göre, “misafir ağırlama” sanatıdır.
Kendine emanet edilen “Tanrı misafirine” sabırla, bıkmadan, yorulmadan, kırılmadan
hizmet etme sanatının adı yani analıktır.
Daha dünyaya gelmeden sarmaya, korumaya, beslemeye başlar yavrusunu. Elinden
gelse pamuklara sararlar, kırılacağımızdan korkup tutmaya kıyamazlar. Ne kadar
büyüsek de hiç büyümeyiz onlar için, hayat boyu bize destek olurlar. Ancak öyle
anneler var ki, onlar kelimenin gerçek anlamında çocuklarının hayat boyu yanı
başında olmak, elini tutmak, lokmalarını ağzına vermek, onun yaşamı için bir ömrü
seve seve feda ederler. Çok özel annelerdir onlar. Özürlü bir çocuğu olan anne için
yazacak, onları yüceltecek söz henüz söylenmedi.
Büyüdükçe nasıl birisi olacak diye merak içinde geçer yılları. Güzel olsun, sevimli
olsun, söz dinlesin ister. Okusun büyük adam, paşalar olsun ister. İster, anne yüreğidir
bu! Onun için dünyanın en güzel çocuğudur onun çocuğu. Kimselere laf söyletmez.
Onu kendi gözünden bile kıskanır. Belki çeyrek asrı aşacak bu bekleyişin sonunda
eline dünya malı geçmeyecek, belki de malını onun yolunda feda edecektir. Sevgi
dolu bir anneden başkası, yavrusu için bir ömür feda edebilir mi? Ya da böyle bir
fedakarlığa, “anneden başka kim talip olabilir, kim katlanabilir.” Çocuğa bakmak,
onu beslemek analık değildir, analık evladı için gerekirse bütün dünya ile savaşı göze
almanın adıdır. Dünyanın en kutsal görevi ne deselerdi; anne olmak derdim.