Bugünlerde medyada karşılaştığımız “Karanlık dünya bir çocuğu yuttu” başlığı bir roman ya da dizi film tanıtım cümlesi değil.
6 yaşında gelinlik giydirilerek 29 yaşındaki adamla imam nikahı kıyılan, hayatı tecavüzlerle yok edilen bir kız çocuğunun yaşamının özeti. 
Olay karşısındaki üzüntülerimizi ifade etmek için sözcükler gerçekten de çok yetersiz.
Ancak daha da üzücü olan iktidar kanadında birçok sıradan olayla ilgili bile gecikmeden açıklamalar yapılırken bu konuda derin bir sessizlik yaşanıyor olması.
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın davaya müdahil olması ile konunun üstü örtülmeye çalışılıyor.
Tarikatların, cemaatlerin içinde çocukların yaşadıkları taciz, tecavüz olayları ne yazık ki her seferinde bir şekilde geçiştiriliyor.
Bahsedilen tarikatlarda yaşanan insanlık dışı olaylar mevcut yönetim üzerindeki siyasi ağırlıkları nedeniyle bazen kendi rızası(!) kimi zaman da hukuki başka kılıflar bulunarak gündemden düşürülüyor.

Bir çoğumuzun artık haber izlemek istemiyorum dediğinizi duyar gibi oluyorum ama gündemdeki bir başka konu da iktidar ortağı partinin temsilcilerinin tehditleri ve baskılarının arttığı hatta işyeri mühürlemelere varan ‘3 harfli marketler’ sorunu.
Sağ siyasetin her zaman başvurduğu ‘düşman yaratma’ yönteminin farklı bir örneği karşımızda duruyor.
3 harfli diye bahsedilen marketleri savunmak diye bir derdim yok ama ekonominin içinde bulunduğu olumsuz tablonun sorumluluğunu bu marketlerden birine yıkmak kolay bir yol olsa gerek.
Doğrudan hedef gösterip, gerilimi tırmandırarak toplumun bir kesiminden destek almayı uman siyasi bir anlayış var.
Daha önce piyasadaki fiyatları düşürmek için ‘Tanzim çadırları açma’ ya da ‘Patates, soğan deposu basma’ şeklinde yürütülen stratejinin başka bir sürümü çok daha tehlikeli bir şekilde sahneleniyor.

Bu noktada yaşanan yüksek enflasyonun sorumluluğunu her fırsatta başka kurumlara yüklemeye yönelen ‘devletin kendisi’ ne kadar istikrarlı bir fiyat politikası izliyor’ sorusunu sormak gerekli.
TÜİK rakamlarına göre bile bir önceki yılın Kasım ayına göre enflasyon % 84.39 iken 2023 yılı için yeniden değerleme oranı neden % 122.93 olarak belirlendi?
Devlet, harç, ceza ve vergilerde esas alınan yeniden değerleme oranını belirlerken niçin açıkladığı enflasyon rakamının çok üzerinde artış yaptı?
Örneğin bu yıl 507.4 TL olan araç muayene ücreti gelecek yıl 1.131 TL’ye, egzoz gazı emisyon ücreti ise 110 TL’den 245 TL’ye çıkacak.
Peyniri ya da herhangi bir ürünü istediğimiz marketten alabiliriz ama TÜV’ün alternatifi olan başka bir kurumdan bu hizmeti alma olanağı yok.
Devlet ‘tekel’ olarak ehliyet, pasaport vs hizmetlerde istediği orandaki artışı dayatıyor.
Bu fiyat artışlarının da sorumlusu 3 harfliler mi denilecek?

Diğer yandan, ülkemizdeki her geçen gün daha da derinleşen açlık ve yoksulluk sorunu görmezden gelinerek, ‘inkar politikası’ izlenmeye devam ediliyor.
Okula aç giden, aç olduğu için derste uyuya kalan çocukların durumu ortadayken öğrencilere ‘yemek desteği’ verilmesi ile ilgili önergeler iktidar partileri tarafından reddediliyor.
Reklamını yapmamak için Belediye ismini anmaya gerek yok bir Belediye Meclis üyesinin kayda geçen cümlesini de bu döneme not olarak almak gerekli.
“Sanki aç öğrenci var” diyen kişiye tekrar duyuralım.
Sayıları her gün çoğalan şekilde çocuklarımız açlığın pençesinde yaşam mücadelesi veriyor.
Yeterince beslenemeyen çocukların renkleri soluk, enerjileri düşük, derslere kendilerini veremiyorlar. 
Beslenme sorununun dışında servis parası veremedikleri için öğrencilerin çoğu okula bisikletle ya da yürüyerek gidiyorlar, kış şartlarında nasıl gidebilecekleri ise belli değil.

Son dönemin manşetlerinden birkaç tanesinin üzerinde durduk.
Mecliste iktidar partisinin milletvekilinin öldürücü yumruğu, artan şiddet olayları, örnekler bitmiyor.
Tüm bu olumsuz tablo karşısında ise derin bir nefes alarak ‘başka bir manşete’ kulak verelim.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu partisinin vizyon belgesinin tanıtım toplantısında “Size söz veriyorum, yaşama sevincimizi geri alacağız” dedi.
Etrafımızı kuşatan karanlığın ağırlığını aşmak için heyecan duymak güzel değil mi?