CHP’de ‘mutlak butlan’ kararından sonra tam da beklendiği gibi sular durulmuyor.

Gelinen noktada yargı eliyle, deyim yerindeyse partiye çöken Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi, en öncelikli ve tek yapması gereken iş olan olağanüstü kurultayı toplamıyor.

900’e yakın delegenin olağanüstü kurultayın toplanması için verdiği imzalar değerlendirmeye alınmıyor.

‘Tedbir kararı’ tüm kural dışı uygulamaların gerekçesi olarak sunuluyor.

Diğer yandan, yargı desteğini arkasına alan Kılıçdaroğlu ekibi, ‘yapmaması gereken işleri’ de yapmaya devam ediyor.

Son olarak geçtiğimiz gün yetkisiz MYK tarafından 26 il başkanı görevden alındı.

Bu başkanlardan 7’si, kesin ihraç istemiyle Disiplin Kuruluna sevk edildi.

Eskişehir’de de seçilmiş İl Başkanı Av. Talat Talaz, ihracı istenen il başkanları arasında yer aldı.

Öncelikle yetkisiz bir kurul olan MYK’nın verdiği kararların hiçbirinin geçerliliğinin olmadığını tekrar vurgulamak gerekli.

Delegenin oyu ile seçilerek iş başına getirilen il başkanının görevden alınması, en hafif deyimiyle parti üyelerinin iradesine yapılmış büyük bir saygısızlıktır.

Partilinin oyuna saygı duymayan anlayışın, ‘vatandaşın oyuna sahip çıkmasını, değer vermesini’ beklemek zaten mümkün değildir.

Butlan yönetimi, kendisine verilen ‘CHP’yi bölme görevini’ yapmak için anayasa, yasa, tüzük ve kural tanımadan yoluna devam ediyor.

Nereden nereye savrulacağını önemsemeden partiye zarar vermekte sınır tanımıyor.

Diğer yandan, il başkanı görevden alındıktan sonra çok sayıda kişiye teklif götürülmesine karşın görevi kabul edecek yeni isim bulunamaması da zaten yapılan işlerin ne kadar yanlış olduğunun bir göstergesi olarak karşımızda duruyor.

Genel olarak bakıldığında yakın geçmişte CHP’nin kurumsal kimliğine, belediye başkanlarına ve yöneticilerine kumpas kuran, hakaret edenlerin Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanında olması kendi başına çok büyük bir sorun.

Kılıçdaroğlu’nun ve ekibinin kamuoyunda karşılık bulmadığı çok açık.

Aynı zamanda son gelen bilgilere göre Kılıçdaroğlu ve ekibi, icraatlarıyla iktidar kanadını bile yeterince memnun edememiş görünüyor.

Tüm anketlerde birinci sırada yer alan CHP’yi ‘küçük olsun, benim olsun’ anlayışıyla bir aydan biraz fazla sürede ikinci parti haline getiren Kılıçdaroğlu, adeta CHP’ye atanmış genel müdür gibi hareket etmeye devam ediyor.

Hiçbir siyasi çalışma yap(a)madan koltuğunda oturarak personeli işten çıkarma, örgütleri tasfiye etme gibi işlere odaklanmış durumda.

Sadece cenaze törenlerine gidebilen; çarşıya, pazara, vatandaşın yanına gitme cesaretini gösteremeyen CHP Genel Başkanı olmak, iktidar çevreleri için bulunmaz bir fırsat sunuyor.

Yaşanan olaylar karşısında kabul etmek gerekir ki gerçek CHP’lileri parti dışına itmeye çalışan anlayış, her geçen gün baskısını artırıyor.

Oysaki örgütleri ve CHP’ye gönül veren seçmenleri yorarak fayda yaratmaya çalışan anlayışın başarılı olamayacağı çok açık.

Yanlışlıklar karşısında zaman içinde tepkilerin azalacağını beklemek, CHP tabanının dirençli yapısını tanımamaktan başka bir durum değildir.

Kişisel hırs ve kin duygularıyla, büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün iki temel eserinden biri olan CHP’yi yolundan çıkarmaya çalışanlara halkımız en iyi cevabı verecektir.

Elbette ki sonunda tarihin doğru tarafında olanlar kazanacaktır.