Ülkede olup bitenler bir yanda, CHP’ye yargı darbesiyle gelen “Butlan yönetiminin” icraatları ise her ortamda konuşulmaya devam ediyor.
Oysa ortada “yetkisiz bir mahkemenin” verdiği bir karar var.
Diğer yandan, siyasi partilerin kongreleri ile ilgili nihai karar organı olan Yüksek Seçim Kurulu (YSK), böylesine önemli bir soruna müdahil olmuyor. Anayasanın hükmü olan “YSK kararları kesindir, mahkeme kararıyla değiştirilemez” demiyor.
Özetle, hukuk dışı bir “siyasi operasyon” yürütülüyor.
…
Gelinen noktada, “Mutlak Butlan” kararının ardından büyük bir hevesle görevi kabul eden Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibinin yaptıklarını anlamlandırmanın imkânı yok.
Butlan yönetimi, Siyasi Partiler Yasası, TBMM İçtüzüğü, CHP tüzüğü ve yönetmeliklerine aykırı uygulamalar yapmakta sınır tanımıyor.
Kemal Kılıçdaroğlu, göreve geldikten sonra yapması gereken en önemli ilk iş olan “olağanüstü kurultayı toplamamak” için direniyor.
“Yapmaması gereken her şeyi de hiçbir kural tanımadan yapmaya” devam ediyor.
Bu süreçte, anlamsız şekilde partiden uzaklaştırmak istediği grup başkanvekilleri ve milletvekilleri, tüzük gereği Parti Meclisi kararıyla Yüksek Disiplin Kurulu’na (YDK) sevk edilmeden, meşruiyeti tartışılan MYK kararıyla apar topar ihraç edildi.
İhracı istenen milletvekillerinin YDK’da savunma yapmalarına ve devamında mahkeme yoluna başvurmalarına fırsat verilmeden, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı milletvekillerinin üyeliklerini şaşırtıcı bir hızla düşürdü.
Üye çoğunluğu düşmüş olan Parti Meclisi, yeterli üye sayısı varmış gibi toplandı.
Yine hukuksuz bir şekilde il başkanlarının üyelikten ihraç edilmesi, kadın kollarının tasfiye edilmesi ve seçimle göreve gelen il yönetimlerinin görevden alınması uygulamaları devam ediyor.
900’e yakın kurultay delegesinin noterden onaylı imzasıyla iletilen olağanüstü kurultay talebinin de “tedbir kararı” bahane edilerek işleme alınmayacağını tahmin etmek güç değil.
Kılıçdaroğlu’nun ve ekibinin bile anlayacağı şekilde tekrar etmekte yarar var:
Olağanüstü koşullarda “olağanüstü kurultay” yapılır.
En kısa sürede olağanüstü kurultayı toplayarak görevi seçilen yönetime devretmesi gereken Kemal Kılıçdaroğlu ekibi, akıl almaz bir “tasfiye planını” uygulamaya devam ediyor.
15,5 milyon kişinin Cumhurbaşkanı adayı olarak belirlediği Ekrem İmamoğlu ve CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel’i siyasetin dışında bırakmak için, deyim yerindeyse tüm tuşlara aynı anda basılıyor.
…
Geçmişte yaşanan olaylardan da hatırlanacağı gibi, Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’yi iktidara taşımak gibi bir hedefinin olmadığı çok açık.
Anımsatalım; 2014 yılında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminde Kemal Kılıçdaroğlu bir gün önce Eskişehir’deydi ve kamuoyunun yoğun desteğini alan Yılmaz Büyükerşen’in Cumhurbaşkanı adaylığını açıklaması bekleniyordu.
Beklentilerin tam tersine, ertesi günün sabahında Kılıçdaroğlu, CHP-MHP’nin ortak adayının Ekmeleddin İhsanoğlu olduğunu açıkladı.
Kılıçdaroğlu, CHP seçmeninin ideolojisiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan Ekmeleddin İhsanoğlu’nun seçimi kazanmasının mümkün olmadığını bildiği hâlde niçin aday gösterdi?
Bu arada, aday kararını yetkili kurullara danışmadan aldığını da hatırda tutmak gerekir.
Kılıçdaroğlu’nun, söz konusu seçim kampanyası sırasında partisinin adayına yeterince destek vermemesi de elbette AKP’nin Cumhurbaşkanı adayı için çok büyük bir şans oldu.
Kılıçdaroğlu, 2018’de de CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olarak gösterdiği Muharrem İnce’nin arkasında durmadı, kampanyasına yeterli desteği vermedi.
…
2023 yılına gelindiğinde, Cumhurbaşkanlığı seçiminde Kılıçdaroğlu’nun altılı masadaki baskıcı tavrı nedeniyle Meral Akşener’in masayı terk etmesi ve sonrasında yaşananlar, kamuoyunun güvenini kaybetmesiyle birlikte bu kez de yine AKP’nin Cumhurbaşkanı adayının lehine sonuçlar doğurdu.
Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turundan hemen önce, partililerden ve ortaklarından sakladığı Ümit Özdağ ile yaptığı gizli anlaşma ve daha birçok yanlış, aslında seçimi kazanmamak için yapılan hamlelerden sayılabilir.
Bugünden geriye bakıldığında, “siyasi tarihin akışını değiştiren kırılmalarda” Kemal Kılıçdaroğlu’nun karşı tarafın istediği şekilde görevini yerine getirdiği anlaşılıyor.
13 kez seçim kaybetmiş olan Kemal Kılıçdaroğlu, bu kez “CHP’yi seçimin dışında bırakmayı” hedefleyen senaryonun başrol oyuncusu olarak yine görev başında.
…
Tüm bu olaylar karşısında Kemal Kılıçdaroğlu, ülkemizin demokrasisi için yarattığı yıkımın mimarı olmaya ve “tarihin yanlış tarafında durmaya devam edecek” gibi görünüyor.