Eskişehir’de son günlerde yaşananlar, ister istemez şu soruyu sorduruyor:
Bu şehir gerçekten neyi hak ediyor?
***
Önce, yeni hastane yapılacağı sözü verilen eski Devlet Hastanesi arazisi özelleştirme kapsamına alındı.
Yetmedi…
Şehrin simge yapılarından biri olan, hala aktif şekilde kullanılan eski Hava Hastanesi binası da aynı kapsamda Resmî Gazete’de yerini aldı.
Yani özetle; Eskişehir’de sağlık alanları birer birer “elden çıkarılacak” tartışmasının içine çekildi.
***
Şehirde tepki yükselince, iktidar vekillerinden beklenen açıklama geldi:
“Bir yanlışlık var, düzeltilmesi için girişimde bulunuyoruz.”
Peki aynı saatlerde ne oluyordu?
Kütahya’da iktidar milletvekilleri Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kameraların karşısına geçmiş, son derece net ve özgüvenli bir açıklama yapıyordu: Kütahya’ya yeni bir hastane kazandırılıyor.
***
Üstelik öyle küçük çaplı bir proje de değil…
90 bin metrekare kapalı alana sahip, 500 odalı dev bir sağlık yatırımı.
Bir tarafta “yanlışlık var” denilerek top çevrilen bir süreç…
Diğer tarafta “onay alındı, hayırlı olsun” denilen bir yatırım.
Aradaki fark bu kadar bariz ve keskin.
***
Eskişehir’de vekiller, “Satış söz konusu değil, buralar yine sağlık hizmetinde kullanılacak” diyerek durumu kurtarmaya ve olayı yumuşatmaya çalışırken;
Kütahya’da aynı siyasi irade, “Israrlı ve yoğun taleplerimiz sonucunda bu yatırımı kazandırdık” diyerek aldıkları sonucu anlatıyor.
Biri, yenilen golü kaleden çıkartmak için süreci yönetmeye çalışıyor,
Diğeri, gururla aldığı sonucu açıklıyor.
***
Eskişehir’de hala belirsizlik hakim:
“Satıştan dönülecek mi?”
“Alanlar korunacak mı?”
“Yerine ne yapılacak?”
Kütahya’da ise tablo net:
Proje hazır, onay çıkmış, müjde verilmiş.
İşte asıl mesele de tam burada başlıyor.
***
Kısacası...
Bir şehir hala elindekini kaybetmemeye çalışıyor, yanı başındaki diğeri yenisini kazanmanın sevincini yaşıyor.
İşte burada iktidarın şehirlere bakışından tutun da o iktidar vekillerinin temsil farkına kadar pek çok detay çıkıyor karşımıza...

1-849

2-698

,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,

ESKİŞEHİR'İN SESİ, EMEĞİN VE TOPRAĞIN ZAFERİ...

Son günlerde peş peşe gelen iki haber, sadece birer gelişme değil; bir kentin hafızasına yazılacak nitelikte kazanımlar oluşturdu.
Ankara’da hak arayan Eskişehirli madencilerin mücadelesinin başarıyla sonuçlanması ve Sarıcakaya’daki altın madeni projesinin mahkeme kararıyla iptal edilmesi…
Biri emeğin, diğeri toprağın sesi.
***
Bu iki gelişmeyi ayrı ayrı değerlendirmek mümkün. Ancak asıl anlamlı olan, aynı zaman diliminde ortaya çıkan ortak irade: Eskişehir’in kendine sahip çıkma refleksi.
Madencilerin direnci, yıllardır görmezden gelinen emeğin ne kadar güçlü bir karşılığı olduğunu bir kez daha gösterdi. Öte yandan Sarıcakaya için verilen karar, doğanın ve yaşam alanlarının yalnızca ekonomik hesaplara indirgenemeyeceğini hatırlattı.
***
Eskişehir, bu iki kazanımla birlikte sadece bugünü değil, yarınını da savunduğunu ortaya koydu. Çünkü bir şehir, ancak emeğine ve toprağına aynı anda sahip çıkabildiğinde gerçekten güçlü olur.
***
Şimdi mesele, bu kazanımları geçici birer başarı olarak görmek değil; onları kalıcı bir bilinç haline dönüştürmek. Eskişehir’in hikayesi, dayanışmanın ve ortak aklın neleri değiştirebileceğinin somut bir örneği olarak anılmalı.
***
O yüzden;
Bugün gurur duyulacak bir günse, yarın sorumluluk alma günü olduğunu unutmamak lazım.
Çünkü kazanmak kadar, kazanımı korumak da emek ister.
Umarız Eskişehir, o emeği vermeye bundan sonraki süreçte de hazır olur.

Işçi-7

Maden-13
,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,
BU AY NE KADAR BORÇLANACAĞIZ?

Rakamlar net, tablo ağır. Türk-İş’in açıkladığı açlık ve yoksulluk sınırı, asgari ücretin çoktan geride kaldığını bir kez daha gösteriyor.
Bugün mesele geçinmek değil. Mesele, açığı nasıl kapatmak.
***
Asgari ücretli bir aile için maaş, ayın ortasını bile zor görüyor. Geri kalanı ise kredi kartı, ihtiyaç kredisi, borç. Yani her ay, eksik kalan yaşam borçla tamamlanıyor.
Bu artık istisna değil, düzen.
Çalışmak yetmiyor. Bir de borçlanmak gerekiyor. Üstelik sadece daha iyi yaşamak için değil; temel ihtiyaçları karşılayabilmek için.
Ortada basit bir gerçek var: Gelir, yaşamı taşımıyor. Borç, sistemi ayakta tutuyor.
Ve bu düzende herkesin cebinde aynı soru:
Bu ay ne kadar daha borçlanacağız?
,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,