Anladığım kadarıyla...
ESKİ’de yaşanan tarife olayı, iki memurun bazı kalemlerde yanlış hesaplama yapması sonucu meydana gelen bir durum.

***

Yine anladığım kadarıyla...
Yanlış hesaplamadan doğan bu durumu ortadan kaldırmak için izlenen yol, olayı saçma sapan bir yere götürmüş.

***

Olayın saçma sapan bir yere geldiği fark edilince, bunu fark eden ve kamuoyuna duyuran AK Parti, bu olay üzerinden muhalefet fırsatını bulup olayı olduğundan daha farklı şekilde köpürtürken; olayda suçlanan belediye tarafı savunmaya geçip olayı küçümseyerek önemsizleştirme yolunu izliyor.

***

Anladığım kadarıyla...
Aslında yaşanan olay üzerinden belediyeye evrakta sahtecilik ve görevi kötüye kullanma suçlaması yöneltenler ve bu konuda savcılığa müracaat edenler, olayın aslında ne denli suç teşkil ettiği ya da ne denli hata veya ihmal içerdiğini çok iyi biliyor. Ama yine de oluşan ortam üzerinden muhalefet yapmayı bir fırsat olarak görüyor.

***

Öte yandan...
Yine yaşanan olay üzerinden savunmaya geçen belediye de olayın aslında sehven başladığını ama sonrasında izlenen yöntemin doğru olmadığını, yapılan hata fark edildikten bir gün sonra toplanacak genel kurul ile halledilecek bir meselenin saçma sapan bir yönteme başvurulmasıyla içinden çıkılamaz bir hâle geldiğini biliyor.

***

En ilginç olan kısım da...
Yaşanan olay sonrasında, konu ile ilgili hiçbir bilgisi olmayan bazı çevrelerin, durdukları ideolojik düşünce penceresinden bakıp olayı “belediyenin her su abonesinden yüzde 48 fazla para tahsil ettiği” yalanına dayandırıp Ayşe Ünlüce’yi suçlarken; yine konu ile ilgili hiçbir bilgisi olmayanların karşı duvarda savunması oluyor.

***

Aslında her iki taraf da neyin ne olduğunu çok iyi biliyor...
Yaşanan olayın ne kadar suç, ne kadar ihmal, ne kadar evrakta tahrifat olduğu her iki tarafça da biliniyor...

***

Fakat...
İşin içinde siyaset var ya, bir taraf “suç işlendi” diye bastırıyor, diğer taraf “suç yok. Sehven yapılmış bir durum var. İftira” diyor...

1-835

2-692

YAPAY ZEKA DAHA VİCDANLI ÇIKTI!

Kömür karası elleriyle hayatın en ağır yükünü omuzlayan insanlar var bu ülkede. Yerin metrelerce altında, güneşin neye benzediğini unutarak çalışan, her vardiyada ölümle göz göze gelen insanlar… Onlar madenciler. Sadece ekmek parası için değil, aynı zamanda onurları için de mücadele eden insanlar.

***

Eskişehir’den Ankara’ya doğru yürüyen o adımlar, aslında sadece kilometreleri değil; sessizliği, görmezden gelinmişliği ve adaletsizliği de aşmaya çalışıyor. Her adımda biriken yorgunluk, yalnızca bedenlerinde değil; haklarının yıllardır ertelenmiş olmasının ağırlığında saklı.

***

Yedi arkadaşlarının haksız yere işten çıkarılmasına karşı seslerini duyurmak istiyorlar. Çünkü biliyorlar ki, bugün susarlarsa yarın daha fazlası susturulacak. Zorunlu ücretsiz izinlerle hayatları askıya alınan, aylarca alın terinin karşılığını alamayan bu insanlar, sadece hak ettiklerini talep ediyor: İşlerine geri dönmek, emeklerinin karşılığını almak ve insanca yaşamak.

***

Bir düşünün… Yeraltında geçen saatler, ciğerlere dolan toz, her an çökebilecek bir tavanın altında çalışmak… Ve tüm bunların sonunda emeğinin karşılığını alamamak. Bu sadece bir ekonomik sorun değil; bu, insan onuruna dokunan bir meseledir.
Onlar yürürken aslında hepimize bir soru bırakıyorlar: Adalet, sadece güçlüler için mi vardır?

***

Bu yürüyüş, bir yolculuktan çok daha fazlası. Bu, görmezden gelinenlerin, sesi kısılanların ve unutulanların haykırışı. Belki ayakları nasır tuttu, belki yollar uzadı…
Ama eğer bir gün bu ülkede vicdan gerçekten konuşacaksa, o sesin içinde mutlaka onların adımları da yankılanacak.
Çünkü bazı yürüyüşler sadece varılacak bir yer için değil, duyulacak bir ses içindir.

***

NOT – Yukarıdaki yazı, hak mücadelesi adına Eskişehir’den Ankara’ya yürüyen, mücadelelerini Ankara’daki bakanlıklar önünde açlık grevi ile sürdüren ve gözaltına alınan madenciler ile ilgili yapay zekâya aittir. Ne yalan söyleyelim, kurduğu cümleleri okuduğumda yapay zekânın işverenden de yönetenlerden de daha vicdan sahibi olduğuna kanaat getirdim.

Işçiler-3

ÜZERİNDE HİÇBİR GÜCÜN OLMADIĞI TBMM'DEN...

-Hükümet kurmak acilen gereklidir...
-Geçici kaydıyla bir hükümet reisi atamak veya padişah vekili tanımak doğru değildir...
-TBMM’nin üzerinde bir güç yoktur...
-TBMM, yasama ve yürütme yetkisine sahiptir...

***

-Meclisten ayrılacak bir kurul, meclise vekil olarak hükümet işlerini görür...
-Meclis başkanı, hükümetin de başkanıdır...
-Padişah ve halifenin durumu, bulundukları baskıdan kurtulduktan sonra meclis tarafından görüşülecek ve durumları hakkında karar verilecektir...

***

Yukarıdaki önerge, 23 Nisan 1923’te kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Ulu Önder Atatürk’ün verdiği ve alkışlar arasında kabul edilen ilk önergesinde yer alan maddelerdir.

***

“Üzerinde hiçbir güç yoktur” diye kurulan ama özellikle bu iktidar döneminde olabildiğince etkisiz kılınıp, ne kadar başka güç varsa hepsinin daha etkili ve yetkili hâle getirildiği TBMM!

Meclis-34