AK Parti'nin Eskişehir'de sürekli oy kaybına dair:

“Genel merkez, ülke genelinde tek şablon üzerinden liste belirlememesi lazım. Şehirlerin bazı hassasiyetleri gözetilmeli. Örneğin, dışarıdan gelen milletvekillerinin belediye seçimlerini örgütlemesi, bunu organize etmesi mümkün değil. Şehri tanıyan, bilen bir baş yok. Burada il başkanlarına da büyük görev düşüyor. 'Biz bu seçimi şu isimlerle kazanırız' diye genel merkezi yönlendirmesi, yukarıdan gelen isimlerle başarılı olunamayacağı konusunda genel merkezi ikna etmesi lazım.

***

Ayşe Ünlüce'ye:

“Rozetsiz bir belediye başkanlığı yapıyor. İyi niyetli olduğundan şüphem yok. Kendisini tanırım, zaten komşu köylerdeniz.
Göreve geldikten sonra kendi kadrosunu mutlaka kurmalıydı. Kendisine kendimce iki yıl süre vermiştim. Bu süre içinde ölçüp, biçip tartarak gereğini yapar, kadrosunu oturtur diye düşünmüştüm. Umarım artık yapar.
ESKİ'de yaşanan olayı ortaya çıkaran AK Parti grubunu tebrik ediyorum. Araştırmışlar, bulmuşlar. Olayın ortaya çıkmasından sonra Ayşe Ünlüce'nin sorumluluğu üzerine alması çok önemli. Kutluyorum kendisini. Ancak olaya anında el koymalı, olaya sebebiyet verenlerin hesabını da kesmeliydi. Bu, kendi dönemi için de önemli. Yoksa bu tutum, bundan sonra yanlış yapacaklara da fırsat verir.”

***

Yılmaz Büyükerşen'e:

“Ayşe Ünlüce'nin Büyükerşen meselesini çözmesi lazım. Bu arada Büyükerşen'in de yanlış davrandığını düşünüyorum. Sizin adaylığınıza onay vermemişler, siz de iki belediye başkanının aday olmasını sağlamış, yerinize Ayşe Ünlüce'nin aday gösterilmesini tercih etmişsiniz. Artık o günden sonra parti toplantısıymış, aday tanıtım toplantısıymış, danışmanlıkmış, büroymuş, elemanmış; bunların olmaması lazım. Yılmaz hocanın bunlara ihtiyacı olmaması lazım. Aday gösterdiğiniz kişiye de haksızlık yapmamak lazım. Bırakın kadrosunu kursun, kendi göbeğini kendisi kessin; başarılı olur, olmaz. Artık o iş bitmiş. Müdahale etmemesi lazım.”

***

Siyasetten beklentisine dair:

“Eski il başkanıyım ama benim için birey olarak ismimle anılmak daha önemli. Bu arada eski il başkanı olarak anılmaktan da rahatsız olmuyorum. Ben siyasette hep varım. Dün vardım, bugün varım, yarın da olacağım. Ben siyaseti bir anlamda sosyal faaliyet olarak görüyorum. İlla bir şey olacağım diye kendimi de zor pozisyona düşürecek bir duruma sokmak istemem.
Ben kendimi hırpalamak, yormak istemem. Belli bir çizgide olmak önemli. Bugünkü pozisyonum, her görevi üstlenecek konumdadır. Ama bunun için birilerinin paçasına yapışarak yapmam. Şimdi ben böyle söyleyince “O zaman sana gelmezler” diyorlar. Gelmezlerse gelmesinler, ne yapayım yani? Taviz mi vereyim? Vermem!”

***

Yukarıdaki sözler AK Parti eski il başkanı Dündar Ünlü'ye ait sözler...

Aslında belediye başkan adaylığı düşündüğünü, şartların milletvekili adayı olmasını doğurduğunu, dördüncü sıraya konulmasıyla bir haksızlığa uğradığını düşünmediğini, partide hiçbir grup ve kişiye karşı husumet beslemediğini söylüyor.

***

Çoğu sözleri makul, mantıklı ve ideolojik pencereden savrulmak yerine kendi terazisinin tarttığı doğrulukla söylenmiş sözler gibi geldi bize...

Hatta...

***

Kendi partisi içinden tepki, karşı mahalleden övgü alacağı endişesine kapılmadan cesaret ve özgüveniyle dile getirmiş sözler gibi geldi.

Dahası...

***

Siyaset çevrelerinde menfi-müspet çok da yorumlanacak, hatta yargılanacak sözler gibi geldi...

Dündar

ÜZERİNDE HİÇBİR GÜCÜN OLMADIĞI TBMM'DEN...

-Hükümet kurmak acilen gereklidir...
-Geçici kaydıyla bir hükümet reisi atamak veya padişah vekili tanımak doğru değildir...
-TBMM'nin üzerinde bir güç yoktur...
-TBMM, yasama ve yürütme yetkisine sahiptir...

***

-Meclisten ayrılacak bir kurul, meclise vekil olarak hükümet işlerini görür...
-Meclis başkanı, hükümetin de başkanıdır...
-Padişah ve halifenin durumu, bulundukları baskıdan kurtulduktan sonra meclis tarafından görüşülecek ve durumları hakkında karar verilecektir...

***

Yukarıdaki önerge, 23 Nisan 1923'te kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Ulu Önder Atatürk'ün verdiği ve alkışlar arasında kabul edilen ilk önergesinde yer alan maddelerdir.

***

“Üzerinde hiçbir güç yoktur” diye kurulan ama özellikle bu iktidar döneminde olabildiğince etkisiz kılınıp, ne kadar başka güç varsa hepsinin daha etkili ve yetkili hâle getirildiği TBMM!