Geçtiğimiz hafta sonuna doğru Soner Yalçın, Nefes gazetesinde düşündürücü bir yazı yazdı. Yazının özünde, Türkiye’deki iktidar-muhalefet didişmesinin nedenini; iktidarın muhalefeti kendisinin meşru alternatifi olarak değil, düzeni ve istikrarı zorlayan, onu değiştirmeye yönelik çarpık bir unsur olarak görmesi şeklinde açıklıyordu. Yani iktidarın muhalefeti demokratik bir unsur gibi değil de bir şer odağı, kendisini tehdit eden bir oluşum olarak görmesi sorunu yaratıyor diyordu. Muhalefeti, kendi yapıp ettiklerini izleyen, onaylayan ya da en azından sorun çıkarmayan bir yapı olarak görmek isteyen bir iktidar söz konusuydu.
Sadece Özgür Özel liderliğindeki seçilmiş CHP muhalefetinin etkinliğine değil; kadın yürüyüşlerinden öğrenci protestolarına, öğretmen eylemlerinden madencilerin isteklerine ve dahi NATO karşıtı gösterilere kadar uzanan yasaklama refleksinin gerisinde aynı zihniyetin yattığını belirtiyordu. Tüm bu olup biteni de bazı tarihsel nedenlere bağlaması hayli ilginçti. Osmanlı’nın son iki yüzyılının savaşlar, isyanlar, ayrılıkçı hareketler ve toprak kayıplarıyla geçtiğini söyleyip, Cumhuriyet’in ise kuruluşundan itibaren dış tehditler, darbeler ve terör eylemleriyle karşı karşıya kaldığı saptamasını yapıyordu. Böylesi bir tarihsel hafızanın devletin önemini artırdığı ve devletin mutlaka korunması gerektiği fikrini güçlendirdiğini söylüyordu. Sorunun tam da burada ortaya çıktığını belirtiyor, devleti korumak adına her itirazın bir tehdit olarak algılandığını ifade ediyordu.
Bugünlerde yaşananlar, söylendiği gibi tarihsel hafızaya dayalı, devleti korumak ve kollamak adına mı yapılıyor acaba? Bence devleti dönüştürme gayreti daha ön plana çıkıyor. Niyetin arka planında, gerçi yazının son bölümünde de teslim edildiği gibi, siyasal İslam yapılanmasının izleri var. Devleti korumanın ötesinde, kurbağanın sıcak suda yavaşça ısıtılması örneğinde olduğu gibi, Cumhuriyet kazanımlarını örselemek ve alıştırarak devleti dönüştürme gayreti var. Sonuçta ana muhalefet partisinin önlenemez yükselişini engelleme, iktidarı ne olursa olsun devretmeme gayreti var. CHP’de yaşananlar parti içi mücadele değil, ülke genelinde verilen demokrasi mücadelesidir. Bunu herkes biliyor. Bu mücadele, iki taraftan biri kazanıncaya dek sürecek. İktidarın gücü devletin gücüne, muhalefetin gücü ise halkın gücüne dayanıyor. Devlet mi daha güçlü, yoksa halk mı? Bu savaşım gittikçe kızışacak, büyüyecek gibi duruyor ve aslında sadece Türkiye’yi değil, tüm dünyayı da ilgilendiriyor; büyük bir merakla da izleniyor. Ancak sosyolojik bir gerçek var; devletleri halklar oluşturur, halkın gücü karşısında hiçbir güç duramaz. Güneydoğu gezisinde olan biteni şu sözlerle özetledi Özgür Özel: “Tarihin kırılma anındayız, bir şeyler oluyor, görüyor musunuz?”