Cumhuriyet tarihimizin en önemli gerici ayaklanmalarının başında gelen Sivas Katliamı'nın üzerinden otuz üç yıl geçti. 2 Temmuz 1993'te, Atatürk'e, devrimlerine, laik Cumhuriyet'e karşı olan ve şeriat isteyen bir güruh, "Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak" diye bağırtılarak Pir Sultan Abdal Şenliği için kente gelmiş otuz üç yazar, ozan ve aydınımızı kaldıkları Madımak Oteli'nde yakarak öldürdü. Her yıl 2 Temmuz'da yaşamını yitirenler çeşitli anma etkinlikleriyle anılmaktadır. Olay, Türkiye'de ifade, din ve vicdan özgürlüğü, laiklik, nefret söylemi ve toplumsal barış üzerine yürütülen tartışmaların önemli bir referans noktası olmaya devam etmektedir. Bazı sanıkların firar etmesi, bazı davaların zaman aşımına uğraması ve devletin olay sırasındaki müdahalesinin yetersizliği konusundaki tartışmalar yıllarca sürdü, sürüyor. Yakın tarihteki en acı toplumsal olaylardan biri olarak kabul edilen katliamda, aslında Madımak Oteli değil, Cumhuriyet yakılmıştır. Cumhuriyetin kuruluş yıllarında Menemen Olayı sırasında Asteğmen Kubilay'ın başını kesip sopa ucunda dolaştıranlar yakalanıp idam edilmese, Atatürk'ün yüreği soğumayacak, Menemen "Ville Maudite" yani "Lanetli Şehir" ilan edilecek, halkı kasabayı terk edecek, şehir yakılacak ve meydana ibret için siyah bir taş sütun konacaktı. Biz ise Madımak Oteli'ni hâlâ bir "Utanç Müzesi"ne dönüştüremedik…

Madımak Katliamı sadece tarihsel bir olgu değil, insan doğası, vicdan, eğitim, kötülük problemi, ötekileştirme ve kalabalık davranışı üzerine düşünmeye de yol açmaktadır. Bu tür trajedilerin nasıl ortaya çıkabildiğine dair düşünceler insan beynini büyük oranda zorlar. Uygarlığın gerçek boyutu, herkes aynı düşündüğünde değil; en büyük öfke anlarında bile insan onurunu ve yaşam hakkını koruyabilmekle ölçülür. Vicdan, ancak en zor koşullarda da başkasının insanlığını tanıyabildiğinde gerçek anlamını kazanır. İnsan olan başka bir insanı canlı canlı yakabilir mi? Sürü psikolojisi içinde insan olmaktan çıkılabilir mi? Böylesi olaylar yalnızca geçmişi hatırlamak için değil, nefretin, ötekileştirmenin ve şiddetin yeniden üretilmesini engellemek için de üzerinde düşünülmeye devam edilmeli ve yaşanılan mekânlar mutlaka sembolleştirilmelidir…