Kahramanmaraş merkezli ve 10 ilimizi etkileyen büyük deprem felaketinin üzüntüsünü ulusça en derin şekilde yaşıyoruz.
Tarifsiz acılarla birlikte çoğumuz büyük bir çaresizlik döngüsü içinde kıvranıyoruz.
Ortaya çıkan tabloya bakıldığında böylesine büyük bir “yıkıma” nasıl gelindi diye sormamak elde değil.
Dere yatağına yapılan binalar
Kuruyan göl üzerine inşa edilen havaalanı
Kolonları kesilen büyük büyük apartmanlar
Yapımı denetlenmediği için çöken kamu binaları
Örnekler çok.
Kaçak yapılan binaları, kaçak kat ekleyenleri devlet ‘seçim yatırımı olarak affediyor’ ancak doğa affetmiyor.
Ranta ve ihmale kurban edilen bir ‘yıkım’ tablosuyla karşı karşıyayız.
…
Türkiye’nin deprem bölgesinde olduğu gerçeğinden hareketle 1999 Gölcük depreminden sonra yasa ve yönetmeliklerde bazı önemli değişiklikler yapıldı.
Kentsel Dönüşüm Yasası da depreme dayanıklı olmayan binaların yıkılarak, yenilenmesi konusunda kamu aracılığıyla daha hızlı hareket etmeyi amaçlıyor.
Ancak uygulama hiç de öyle işlemiyor.
Kentsel dönüşüm kapsamında depreme dayanıklı olmayan bir binanın nasıl ‘boşaltılamadığını’ bir örnekle anlatayım.
Bir yıldan fazla bir süre önce Odunpazarında tarihi bölgede bir Derneğe bina bağışı yapılıyor.
Tapusu Derneğe geçen bina kerpiçten yapılmış çok eski ve gözle de anlaşılabilecek şekilde yıkılma riski altında.
Gelin görün ki aradan geçen aylar içinde bu binayı boşaltmak mümkün olmuyor.
Odunpazarı Kaymakamlığı’na yapılan tahliye başvurusu sonucunda “ret kararı” veriliyor.
Bu konuda re’sen işlem yapma yetkisi olan Kaymakamlık riskli bina ile ilgili işlem yapmıyor.
Odunpazarı Belediyesi’ne yapılan başvurudan da “Son dönemde yapılan düzenlemelerle birlikte yıkım yetkisinin İl Çevre, Şehircilik ve İklim Müdürlüğü’nde olduğu” ifade edilerek ilerleme sağlanamıyor.
Üzülerek belirtmek gerekir ki, yasa ve yönetmelikler binayı ısrarla boşaltmayan “işgalciden” yana.
Devamında binanın yıkılma riski olduğu için Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Müdürlüğü’ne Bakanlığın akredite ettiği kurumlardan birinden hizmet alınarak başvuru yapılıyor.
Mühendislik firması temsilcisi numune almak için binaya gittiğinde işgalci, binanın içinden örnek alınmasına izin vermiyor.
Ne yazık ki uygulamada mülk sahibinin talebine karşı ‘konut dokunulmazlığı’ öne çıkarılarak Kamu yönetimi işlevsiz kılınıyor.
Bu durumu anlamak mümkün değil.
İl Çevre, Şehircilik ve İklim Müdürlüğüne tekrar dilekçe veriliyor bir kez daha bu sefer kolluk yardımıyla binadan örnek almaya gidilecek.
İçeriden örnek alınmasına yine izin vermezse Savcılığa suç duyurusunda bulunulacak.
Bu yoldan da sonuç çıkar mı belli değil.
…
Depreme dayanıklı olmadığı her halinden belli olan ve yetkili kurumun raporuyla da depreme dayanıksız olduğu tespit edilen bina bürokraside aylardır devam eden çabalara karşın hala boşaltılamıyor.
Eskişehir’de deprem olduğunda bu bina yıkılırsa yine “ah ah” mı diyeceğiz?
Yaşanacak olanlar şaşırtıcı mı?
Can ve mal kayıplarını engellemeyen sorumlularla ilgili herhangi bir işlem yapılacak mı?
Her fırsatta “bürokrasiyi azalttık” diyenler uygulamanın böyle olmadığını hala görmüş değiller.
Diğer yandan son dönemde “dijitalleşme” adı altında getirilen yenilikler işleri daha da yavaşlatmış ve zorlaştırmış durumda.
Dijitalleşen kurumların yöneticileri bile uygulamaları bilmedikleri için vatandaşa yardımcı olamıyorlar.
…
Söylenecek çok söz var ama yapılan bunca yanlıştan sonra “Yaşananların kader planı olduğu açıklaması” kabul edilebilir mi?
İmar affı getirerek kaçak katları affedenlere ‘doğanın yanlışları affetmediğini’ anımsatmaya gerek var mı?
Not: Depremde yaşamını yitiren vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, acılı ailelerine başsağlığı ve yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Başta anlayış değişikliği yapılması olmak üzere gerekli önlemlerin alınarak böylesine ağır bir yıkım tablosunun tekrar yaşanmamasını diliyorum.