Canı istememek!..

Öyle bir ruh hâlindesiniz ki… Bir de buna sabah kalktığınızda hafiften hissettiğiniz bir kırgınlık hâli eklenmiştir… Ne yaparsınız?
Pek mantıklı bulmasanız da telefona sarılır, patrona ya da şefe bir telefon açıp içinde bulunduğunuz durumu anlatmaya çalışmaz mısınız?
Öyle yapılır genellikle. Anlayışla karşılanırsanız ne âlâ!.. Tersi durumda, bir zamanlar sıkça başvurulan bir yönteme sığınırsınız!
-Doktor Bey, üç günlük rapor rica etsem!..

***

Ama bir gazete köşe yazarı iseniz ve bu “hâlde” iseniz kendiniz de pek mantıklı bulmazsınız mazereti. Karşı taraftan alacağınız yanıtı bilirsiniz zira:
-Abi, sayfa ona göre hazırlandı. Otur daktilonun başına, bir şeyler karala!..
Oturur, gereğini yaparsınız. İşiniz budur, karalarsınız mecburen… Çetin Altan’ın 1960’ın başlarında olduğu gibi (29 Nisan) yukarıdaki başlığımızı yazıp gönderemezsiniz yazı işlerine:
-Bugün canım yazı yazmak istemiyor!..

Çetin

O başlık aklıma gelir kimi zaman!..

O zaman diliminde lise 1’deyim. Babamın gazetesi Hürriyet’in yanı sıra ben de arada bir Akşam gazetesi alıyorum. Spor sayfası ile birlikte 2. sayfanın yeni yazarlarından Çetin Altan’ın “TAŞ” köşesinin hasta okurlarındanım!..
Dünkü Cumhuriyet’in köşe yazarlarından bir meslektaşımın yazısının ilk bölümünde o hikâyeyi okuyunca hatırlayıverdim. Şöyle:
“İktidarın (Demokrat Parti) muhalefeti susturmak amacıyla kurduğu Tahkikat Komisyonu’nu protesto etmek üzere İstanbul Üniversitesi öğrencileri bir eylem düzenlerler. Günümüze benzer bir örnekle polisle öğrenciler arasında çatışma çıkar, bir öğrenci (Turan Emeksiz) öldürülür.”
Bu olayı protesto etmek üzere Çetin Altan’ın köşesine attığı başlık, o güne kadar görülmemiş bir yöntemdir ve kamuoyunda büyük yankı bulur:
-Bugün canım yazı yazmak istemiyor!..
Dahası, sütun boyunca o başlığın altı da bembeyaz, bomboştur!..

***

Bir not daha düşüp devam edelim:
Sonrasında, 1980 darbesine kadar çeşitli gazetelerde -hafiften kayık hâliyle- devam ettim o solcu, hatta kendi ifadesiyle “komünist” yazarı okumaya!.. Türkiye İşçi Partisi (TİP) milletvekilidir aynı zamanda!..
Gerçi 1980 faşist darbesi ve sonrasında nice dönekler gördüm ama hâlâ gençliğimin “solcu” yazarının maaile nerelere, nasıl savrulduğuna akıl erdirebilmiş değilim!..

***

Bir gün öncesinde (perşembe) Halk TV’ye el konulmasının ruh hâliyle benim de “yazı yazacak” hâlim yoktu ama:
-Kulak asmayın siz Çetin Efendi’nin 65 yıl önceki cesaretine!..

------------------------------------------------------------

Talat-18Yarın YENİ’nin seçimi var!..

Hafta ortasında kayıtlı olmayan bir numaradan aranıyorum:
-Hüsnü Bey, önümüzdeki pazar günü il başkanlığı seçimimiz var. Katılımınızı bekliyoruz.
YENİ Parti’nin WhatsApp grubundan gelen çağrılarını hatırlayıp telefonun nereden geldiğini anlıyorum!.. Sevecen sesli bir kadın görevli arıyor. “Geleceğim.” dedim ve ekledim:
“-Olup bitenler karşısında ruhsal bir bunalıma düşmemişsem, inşallah!..”
Bir ara düşündüm. Kayyım darbesiyle CHP’den koparılıp atılan ve 90 kadar milletvekili tarafından kurulan YENİ Parti’nin lideri Özgür Özel’in başta uygulamaya koyduğu parti içi demokrasinin yeni bir göstergesi olan karar sayesinde yapılacak seçim.
Sayın Özel’in sıkça tekrarladığı gibi, önce mahalle örgütlenmesi, ilçelerde başkanın üyeler tarafından seçilmesi. Sonra il başkanı ve nihayet genel başkanın üyelerin iradesine sunulması gibi yeni bir yöntem. İlçeler tamam, sırada il başkanı ve yönetiminin belirlenmesi…
Tek adaylı bir seçim olacak: Talat Yalaz ismi üzerinde neredeyse bütün üyeler müttefik. Yönetim ise seçilecek başkan tarafından görüşmelerle belirlenecek…
-Hayırlısı olsun!..